KOMÜNİST MANİFESTO


Komünist Manifesto 1848 yılında yayınlanmış olmasına rağmen Türkiye’de 75 yıl sonra çevrilip yayınlandı. Bu durum sadece Türkiye’ye özel bir durum değildir, korkulan ideolojiler devletler tarafından pek hoş karşılanmazdı. Örneğin Hıristiyan dinine ters düştüğü için birçok bilimsel çalışmanın önü kapatılmış, insanlar bu uğurda idama kadar götürülmüştür. Pythogoras (Pisagor), Galileo Galilei, Nicolaus Copernicus gibi bilim insanlarının hayatına baktığınızda göreceksiniz ki yeni şeyler söylemek hiç de kolay olmamıştır. Karl Marx’ın da hayat hikayesi zorludur, Fransa’dan ve Almanya’dan kovulan Marx sonunda kendini Londra’da fakirlik içinde yaşarken bulmuştur. Her daim yanında olan can dostu, fikir arkadaşı Friedrich Engels’in yardımlarıyla ayakta kalmıştır. Ölünceye kadar yazmaktan ve düşüncelerini savunmaktan vazgeçmeyen Marx’ın Londra’da olan mezarında şu iki cümle yer alır; “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” ve “Şimdiye kadar filozoflar yalnızca dünyayı çeşitli biçimlerde açıklamakla yetinmişlerdir; oysa asıl sorun, dünyayı değiştirmektir.”


Karl Marx’ın bunca emek verdiği ve hazırladığı Manifestosu neden yıllarca yasaklandı? Okunması durumunda hapse atılacağını bilen onca insan neden okumaktan uzak durmadı? Aslında tarihi anlamak ve anlamlandırmak çok zor. Cesur Yeni Dünya, 1984,Hayvanlar Çiftliği, Mülksüzler, Fahrenheit 451 gibi distopya kurgular bize gerçek hayatın ne kadar korkunç olabileceğinin ipuçlarını veriyor. Düşüncelerimizi zincire vurmaya çalışan bir tarih ve düşüncelerimizi yönlendiren bir gelecekle karşı karşıyayız.


Komünist Manifesto Kapitalizmi sömürgecilik, modern kölecilik olarak ifade eder. Şimdiye kadarki bütün toplumların savaşı sınıflar üzerine olmuştur der, tarihin önceki toplumlarına bakarak ayrı ayrı bölünüp düzenlendiklerini görürüz. Eski Roma’da; Patrisyenleri, şövalyeleri, plebleri, köleleri, Ortaçağda; feodal beyleri, vasalları, lonca ustalarını, kalfaları, çırakları ve selfleri görürüz. Bizim çağımızın burjuvazi çağının farklı özelliği ise sınıf karşıtlıklarını basitleştirmiş olmasıdır. Toplum, giderek daha çok iki büyük düşman kampa birbirlerinin karşısında iki büyük sınıfa bölünüyor; Burjuvazi ve Proletarya…




Gerçekler ne yazık ki acıdır ve Manifestonun ilk bölümünde sınıflar arasındaki uçurumun alt tabakayı nasıl ezdiğini anlatır. Modern devletin burjuvazinin önderliğinde hareket ettiğini ve işçi sınıfının emeğinin sömürüldüğünü söyler. Katılmamak elimde değil şayet Marx’ın da ifade ettiği gibi Mühendis, Avukat, Doktor, Papaz, Şair gibi kutsal meslekleri paranın karşısında önemsiz hale getirip, değerleri hiçe sayıldı. İnsanların karşılıklı güven ilişkisi para ilişkisine dönüşüp, başka bir bağ bırakmadı. Küçük esnaf tamamıyla ortadan kaldırıldı, bu zorlama ile değil güçlü olan kazanır mantığı ile sağlandı. Bu yüzden insanlar kendi küçük işletmesini kapatıp, makineleşmenin getirdiği şartlarda işçi olarak çalışmaya başladı. Özgürlük adı altında köleleştirme sağlandı. Emek ve zorluk derecesi artıkça işin karşılığındaki para azalmaya başladı. Tarım neredeyse bitti, makineleşme ile kimyasallarla zehirlenmiş gıdalar geldi. Eskiden en iyiyi köylü yerken, şimdi organik ürünleri zenginler yiyebiliyor.

Bu dünya Marx’a göre, kurgulanmış ve insanları sömürüp burjuvazi sınıfına köle yapan bir dünya. Nüfusu bir araya toplamış üretim araçlarını merkezileştirmiş ve mülkiyeti birkaç elde yoğunlaştırmıştır. Doğa güçlerine egemen olunması makinelere, kimyanın tarıma ve sanayiye uygulanması, buharlı gemiler, demiryolları, elektrikli telgrafı, kıtaların tarıma çalışması, nehirlerin su yolları haline getirilmesi, toplumsal emeğin bağrında böylesine üretici güçlerin yatmakta olduğunu daha önceki hangi yüzyıl sezebilmiştir! Burjuvazi toplumunun elinde tuttuğu yeraltı zenginlikleri proletarya sınıfını kukla gibi oynatmıştır.



Marx, proletaryanın ayaklanıp üst katmanlara karşı çıkmasını söyler. Mülkiyet kavramının insanı köleleştirdiğini ve biran önce bu kör kuyudan çıkılması gerektiğini savunur. Gerçek özgürlük için bu şarttır. Küçük esnafı ve küçük köylü mülkiyetini ayrı tutar, şayet onların bu kapitalizm canavarı karşısında direnemediklerinin üstünü çizer. Özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasına aşırı tepki gösterenlere dönüp topluma bakmalarını söyler, zaten %90 nın özel mülkiyeti denen bir şey kalmamıştır.


Komünizmin kimseyi mülk edinme gücünden yoksun bırakmayacağını söyler. Yaptığı tek şeyin, mülk edinme aracıyla başkalarının emeğini boyunduruk altına alma gücünden yoksun bırakmaktır. Aile ve eğitim konusunda ise çocukların bir ticaret aracı olarak görüldüğünü düşünür. Modern sanayinin etkisiyle çocukların at yarışı gibi yarıştırdıklarını ima eder. Evliliğin olmamasını, vatansızlığı savunurken toplumu örnek gösterir. Bir işçinin zaten vatanı yoktur, evlilik mevzusu ise bir kadının ticari araç olarak kullanıldığı mevzuları çokça görürüz der. Komünistler hedeflerine ancak mevcut toplumsal koşulların zorla yıkılmasıyla olacağını savunur. Fikirlerini söylemekten çekinmezler, çünkü proletaryanın kaybedecek bir şeyi yoktur. Fakat kazanacakları bir dünya olduğunu söyler.


Marx Kapitalizmin yıkılacağını ve sosyalist bir yapının kurulup devrimlerle sonunda komünizmin geleceğini savunur. Eğer komünizm gelseydi neler olurdu bilmiyorum. Fakat şu bir gerçek ki, dünya birilerinin kumandası altında dönüyor. Sosyal medya sayesinde toplum kolaylıkla yönlendirilebiliyor. Günümüze bakacak olursak yakın zamanda gerçekleşen Amerika seçimlerinde sosyal medyanın ne kadar anlam kazandığını gördük. Bir yöneticinin devrilmesi ya da başa geçmesi artık birilerinin parmaklarının uçlarında gibi görünüyor. Bilinçli bir nesil yetiştirerek, dünya düzenine bir koyun misali uymak yerine kendi, fikirlerini savunan bir nesil. Fakat kendi fikirlerini savunan insanların sesi ne kadar duyulur, bilemem. Sonuçta o tuşların arkasındaki güçler bir anda sizi topluma karşı doldurabilir.


Komünizm ve kapitalizm yazmakla bitmez. Buradan Friedrich ENGELS’den özür diliyorum. Komünist Manifesto için emek veren biri iken sürekli Marx deyip durdum. O da bunu saklamıyor. ‘Benim emeğim okyanustaki bir damla’ gibi konuşmaları mevcut. Karl Marx’ı kendisi de sürekli öne çıkarıyor. Sağlıcakla kalın.