İMKANSIZIN ŞARKISI


Baştan belirtmek isterim ki önce kitabın özetini geçtim. Daha sonra ise kitabı yorumladım. Bu yüzden kitabı okumak isteyenlerin bu uyarıyı dikkate almalarını öneririm.


ÖZET


Kitap üç iyi arkadaşın hikayesi ile başlıyor. Naoko, Kizuki ve Vatanabe (anlatıcı). Kizuki ve Naoko çocukluklarından beri ayrılmaz ikililerdir. Bu ilişki arkadaşlıktan da öte bir bağdır. Vatanabe ise Kizuki’nin en yakın arkadaşıdır. Naoko ve Kizuki arasındaki özel bağ, Kizuki’nin intihar etmesiyle Naoko’ya oldukça zarar verir. Naoko, Kizuki’nin intiharını aralarında geçen şeffaf ilişkiye bağlar, erken yaşta yaşanmaması gereken tüm durumları beraber yaşamışlardır. Burada vaktinden önce yaşanılan durumların hayatı anlamsızlaştırdığını gösterir yazar. Naoko’nun ablası da intihar etmiştir zamanında. Çok zeki, güzel ve istediği her şeyi başarabilen biriydi Naoko’nun ablası. Hayatın ona sunduğu onca iyi şeye karşın hayatını sonlandırması, onun da hayattan isteyeceği bir şeylerin kalmaması ve yine hayata karşı bir anlamsızlığın olduğunu gösteriyor.


Kizuki ve Naoko içlerinde yaşadıkları bu bunalımdan mekanlarından uzaklaşarak kurtulabileceklerini düşünür ve ikisi de birbirinden habersiz Tokyo’ya okumaya gider. Tokyo’da karşılaşırlar ve konuşmaya başlarlar. Naoko, Vatanabe’yi evine davet eder ve orada beraber olurlar. Naoko’nun daha önce Kizuki ile beraber olmadığını anlayan Vatanabe durumu sorgular. Bu geceden sonra Naoko kendini kötü hisseder ve ailesinin yanına döner. Orada bir hastaneye yatar ve daha sonra bir dinlenme evine yerleşir.


Vatanabe, Naoko’yu merak eder ve evine mektup göndermeye, ondan haber almaya çalışır. Bu arada hayatını devam ettirir. Nagasawa adında her gün başka bir kızla takılan biri ile tanışır ve zamanla onun hayatı gibi yaşamaya başlar. Kitapta cinsellikle ilgili çok açık anlatımlar mevcuttur, Haruki’nin bu anlatımlarını beğenmedim ve çoğu yeri atlayarak geçtim. Cinselliği sadece yüzeysel olarak anlatsaydı kitaba karşı bakış açımı tamamıyla Nirvana’ya çıkartabilirdi.



Vatanabe’nin Midori ile tanışma kısmı var. Bu tanışma ile beraber her ikisinin de hayatı anlamlaşıyor aslında. Ve Midori’de, Vatanabe gibi ölümle yüzleşmiş, en yakınını annesini beyin tümöründen kaybetmiştir. Hatta ilerleyen kısımlarda babasını da aynı hastalıktan kaybeder. Bu ölüm olaylarından etkilenmediğini görürüz konuşmalarından. Fakat daha ince düşündüğümüzde anlarız ki ölüme karşı kayıtsız kalması ve bir yangında yanmaktan bile korkmaması aslında hissettiği duyguları açığa çıkarır. Ailesini elinden alan ölüm onun bir parçasıdır, o yüzden korkutuculuğunu kaybetmiştir onun gözünde. Vatanabe’nin bu durumda Midori ile ilgilenmesi, sürekli yanında olması Midori’nin Vatanabe’ye aşık olmasına neden olur.


Bu arada Vatanabe, Nagasawa ile takılıp kızlarla beraber olmaya devam eder. Nagasawa’nın kız arkadaşı Hatsumi ile tanışır. Vatanabe, Hatsumi kadar güzel, akıllı ve ağır başlı bir kızın Nagasawa gibi rahat biriyle takılmasına anlam veremez. Fakat aşk gerçeği ile yüzleştiğinde, duyguların insana neler yaptırabileceğini kavrar. Hatsumi, Nagasawa’nın kızlarla beraber olmasına aldırmaz, daha doğrusu öyle görünür, aksi takdirde onu kaybedeceğini bilir. Bu hikayenin sonu da intiharla biter, Nagasawa dil öğrenmek için Almanya’ya gider ve Hatsumi bir başkasıyla evlenir. İki yılın sonunda da Hatsumi intihar ederek yaşamına son verir.


Vatanabe ile Naoka dinlenme merkezinde görüşmeye devam eder. Burada Japonya’da ruha iyi gelecek dinlenme merkezlerinin varlığından haberdar oluruz. Naoko burada ev arkadaşı olan Reiko ile tanışır. 50 yaşına merdiven dayamış olan Reiko, Naoko’ya iyileşmesi konusunda yardım eder. Raiko’nun hikayesi de içler acısıdır. Romanda bir anda Raiko’nun hayatını merak ederken buluruz kendimizi. Hayatının en önemli anlarından birinde serçe parmağında hiçbir doktorun açıklayamadığı psikolojik bir hissizlik meydana gelir. Çok iyi bir piyanist olacakken kendini ruh hastalığıyla mücadele ederken bulur. Onu seven bir adamla tanışır ve Reiko’yu her şeye rağmen hayatına alır, evlenirler. Bu evlilikten bir kız çocuğu olur. Mutlu mesut yaşarken, oturdukları semtte bir kız çocuğunun kendisinden piyona dersi almak istemesiyle hayatı bir anda değişir. İftiraya maruz kalan Reiko, taşınmak ister. Fakat eşi, işinden memnundur ve bu olaya sıcak bakmaz. Sonunda Reiko’ya önden gitmesini ve geleceklerini söyler. Reiko bu durumda boşanır ve kendini dinlenme evinde bulur.




Bu arada Vatanabe, Reiko ve Naoko birlikte dinlenme evinde vakit geçirir. Naoko’ya karşı giderek artan hisleri vardır Vatanabe’nin, bu durumun karşılığını da aldığını düşünür. Vatanabe Tokyo’ya döndüğünde mektuplaşmaları devam eder. Ve bir süre sonra Naoko cevap vermez, o süre zarfında Vatanabe Midori’ye bazı hisler beslediğini fark eder ve ona şans verir. Naoko’dan haber gelmese de Reiko, Vatanabe’yi daha fazla merakta bırakmaz ve ona Naoko’nun yazamayacak kadar kötü olduğunu ve hastaneye yattığını söyler. Daha sonraki mektuplarında giderek iyileştiğini söyler. Ve en son mektubunda da Naoko’nun intihar haberini alır. Derinden yaralanan Vatanabe her şeyi geride bırakarak yolculuğa çıkar, şehir şehir gezer, zayıflar. Bu süre zarfında çok nadir haberleştiği Midori’ye zamanı geldiğinde döneceğini ve onu beklemesi gerektiğini söyler. Sonunda Tokyo’ya geri döner ve Reiko ile burada buluşur. Reiko, dinlenme evinden çıkmaya karar vermiş ve bir yakın arkadaşının yanına gideceğini söyler. Bir gece Vatanabe’de kalır ve uzun uzun sohbet ederler. Sonunda beraber olurlar. Bu kadarı da olmaz ya, her ilişkiyi cinsellikle sonuçlandırmak nedir diye bir sıkılma yaşayabilirsiniz. Haruki, Reiko’nun hayatına giren 13 yaşındaki kızla bile bir cinsellik hikayesi kurgular. Yani her hikaye oldukça duygu dolu ve sonu ya intiharla ya da cinsellikle son bulur. Reiko’yu yolcu eden Vatanabe, Midori’yi tren istasyonundan arar, fakat yerini söyleyecek kadar nerede olduğunu anımsayamaz. Kaybolmuştur ve hikaye burada sonlanır.




Üstün körü bir taslağını çıkardığım bu romanın şöyle bir de incelemesini yapacağım. Hikaye de gördüğünüz gibi bolca intihar söz konusu; Naoko’nun ablası, Kizuki, Hatsumi ve son olarak da Naoko. Bildiğiniz üzere Dünya’da en çok intiharın yaşandığı ülke Japonya’dır. Bu sebeple yazar bu mevzuyu konu edinmiş. Kizuki’nin intiharı ile yazar birçok ders vermiş oluyor aslında, öncelikle nedenine iniyor. Evet Naoko’nun düşüncesine göre erken yaşta yaşamamaları gereken bütün her şeyi yaşamışlardı. Birbirlerinin bedenleri üzerinde oldukça rahat dokunmalar yaşayabiliyorlardı. Ve Kizuki için hayatın anlamı bitmişti. Bu anlamsızlığa son vermek için 17 yaşında garajdaki arabalarında egzoz gazı ile intihar etti. Yazar, bu intiharın sonrasında vermiş olduğu yıkıma odaklanıyor, Naoko ve Vatanabe bu durumdan kaçmak için Tokyo’ya okumaya gidiyorlar. Tabi nereye giderlerse gitsinler kaçamayacaklarını anlıyorlar. Diğer bir intihar Naoko’nun ablasının intiharıdır. Burada da aynı konuyu görürüz, ‘Anlamsızlık’.


Daha sonrasında Hatsumi’nin intiharı ve Naoko’nun intiharı ile karşılaşıyoruz. İkisinin de intihar için nedenleri çok benzerdi. İkisi de sevdiği insanları kaybettikleri için acı çekiyordu ve ölümü kurtarıcı olarak gördüler.


Yine farklı bir ölümle karşılaşırız, Midori’nin anne ve babasının ölümü. Önce annesini kaybeden Midori, daha sonra aynı sebeple babasını kaybeder. Midori’nin ölüm karşısındaki tutumunu gözlemleriz. Ölümün karşısında verilen tepkileri karşılaştırırız.


Kitapta ölüm duygusu ve cinsellik oldukça fazla işlenen konular. Cinselliğin bu kadar şeffaf ve ayrıntılı açıklanması, fanteziye dökülmesi beni rahatsız etti açıkçası. Bu duygular rahatsız edilmeden de işlenebilirdi. Bu durumda vitrini kitaplarla çevrili bir dükkana girip içerde erotik malzemelerle karşılaşmış gibi hissettim. Edebiyat beklerken neden ben bu mide bulandırıcı şeylerin içine düştüm dedim. Bu arada cinsellik doğanın kanunu, bunun işlenmesi oldukça doğal bir mevzu fakat bu kadar iğrenç işlenmesini anlamsız ve edebiyattan uzak buldum, bunu belirtmek isterim.


Tavsiye etme konusunda bu yüzden olumsuzum, edebi kısmı oldukça sürükleyici ve çok güzel ama mide bulandırıcı anlatımları sıkıyor.


Arzularla dolu bir hayata her bir duyguyu katarak ve okuyucuya dolu dolu hissettirerek, ölüm gerçeği ile tokat gibi yüze çarpan bir yapıt. Kuş bakışı bakıldığında farklı imgelemeler çıkıyor karşımıza. Çok iyi bir romancılığa sahip Haruki Murakami’nin, en bel altına inen romanı ile karşılaşmanın büyük üzüntüsü ile yazımı sonlandırıyorum. Murakami hikayemi burada bitirecek değilim, fakat tekrarlanırsa sanırım bitirebilirim. Bu kitabın etkisinden bir süre çıkamayacağa benziyorum. Görüşmek dileği ile. Sağlıcakla kalın.