İVAN İLYİÇ’İN ÖLÜMÜ




Birçok yazar tarafından kaleme alınan konu olan “ölüm” , Tolstoy için de anlatıma değer bulunmuş. Ölüm duygusunu daha iyi ifade edebilmek için yakınlarımızı kaybetmemiz ya da ölümcül bir hastalığa tutulmamız gerekir. Ölümü oluşturduğu İvan İlyiç karakteri ile anlatan Tolstoy, bu eseri yazdığı 1886 yıllarına kadar birçok kayıp vermiştir. Annesini, babasını, kardeşini ve oğlunu kaybetmiştir. Bir mahkumun ölümüne de şahitlik etmiştir. İvan İlyiç’in de iki çocuğunu kaybetmesi Tolstoy’un karakterle kendini önemli bir derecede özdeşleştirdiğini gösteriyor.





Romanda realizm döneminin etkilerini görürüz. Yaşanmakta olan bir ölme sürecinin insanda oluşturduğu kaygı, hüzün, yalnızlık ve korku duygularını varoluşsal sorunlarla çatışarak işlemiştir. Tanrı’nın bu acı verici durumu kendisine layık görmesini sorgularken aynı zamanda çevresini de gözlemler. Ölümünün ardından, herkesin ne kadar mesut olacağına ve hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edeceklerini düşünür. Yapmacık acımadan iğrenir.


Sadece ölüm döşeğinde olan İvan İlyiç’i konu edinmez Tolstoy, aynı zamanda etrafındakilerin duygularına da yer verir. İvan İlyiç’in eşi olan Praskovya kocasının ölümünden sonra kendisine dul maaşı kalıp kalamayacağını sorgulamaya başlar. Aynı zamanda meslektaşları, İvan İlyiç’in makamına nasıl geçeceklerini düşünürler. Dostu Pyotr’un çekilmez gelen arkadaşından nasıl uzaklaştığını görürüz. Ölüm insanın kendi başına gelmeyinceye kadar anlayabileceği bir durum değildir.



İvan bu durumun ne kadar acı verici bir olay olduğunu düşünmekle beraber, geçmişte yaşadıklarını da sorgular. Aldığı ev için çabalarını da görürüz. Zengin görünme arzusu ile evi için ne uğraşlar verdiğine şahitlik ederiz. Aslında bu tutumu dönemin gösterişçi yapısını eleştirmekle beraber dönemimizin de çıkarımlarda bulunacağı bir olaydır. Zengin görünme arzusu ile ömrünü perişan ettiği bir ev inşa eder. Perdelerini asarken geçirdiği bir kaza sonucu böğrüne aldığı bir darbe ile başlar aslında olaylar. Bu durumda ruhunu dünyaya adarken aynı zamanda yok oluşu ile karşılaşır adeta. Burada Tolstoy sadece bir ölüm değil yaşamın anlamsızlığını da anlatır. Gerek ölümün varlığı ile gerek materyalizmin etkileri ile varoluşu sorgulamaya iter bizi.






Herkeste farklı bir etki bırakabilecek bu eser bana ‘Kafka’nın Dönüşüm’ eseri ile Hugo’nun ‘Bir İdam Mahkumunun Son Günü’ eserinde hissettiğim duyguları karıştırarak sundu. Tolstoy’un ölümü bu derece güzel anlatması, bu kadar iyi betimleyerek okuyucuyu etkilemeyi başarması onun ustalığının bir kez daha kanıtıdır. Okuduğum günlerde sürekli ölümü düşünüp, kendimi torağın altında hayal ettim. Ellerimden kanın çekilmesini, ruhumun bedenimden ayrılma durumunu hissettim. Dünya zevklerinin ve koşturmalarının anlamsızlığı içinde buldum kendimi yer yer. Bu eser okuyucuyu besleyen bir eser. Hayatın anlamını ve önemini ölümle destekleyerek sergiledi. Benim için oldukça güzel bir deneyim oldu. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Sağlıcakla kalın.