top of page

ÇÜRÜMENİN KİTABI




Hayatta her şey insan zihninde anlam kazandı, asırlardır insanlar bu anlam çerçevesinde doğrular-yanlışlar, kurallar, kültürler üretir. Aslında doğru sadece öğrenilen bir olgudur. Eğer mutsuzluğu değil de mutlu olmayı bir hastalık olarak kabul etseydik işler tamamıyla değişirdi. Bu cümleler her ne kadar bana ait olsa da bakış açım da Cioran var. Yazarın felsefesine göre "Toplum mutsuzluğu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil de bir seçim olarak görseydi bugün mutsuz olduğumuzda bunu daha rahat kabullenirdik."


Bu felsefeyi benimseyen bir yazarın kitabını okumak oldukça yorucu çünkü içinden çıkamadığı bunalımları, haykırışları, pesimist tespitleri ve korkunç gelen eleştirileri var, bunlar sizi depresyona, bunalıma sokabilir hatta intihara bile sürükleyebilir. Bende can sıkıntısı bıraktı, bu yüzden şanslı olduğumu düşünüyorum. O halde bu kitabı neden okudum sorusuna gelecek olursak, hayat felsefemizi "mutluluk" üzerine kuran bizler için farklı bir bakış açısı sunuyor. Ayrıca kendimizi sürekli kandırdığımız noktaları da görmemizi sağlıyor. Çoğunlukla yazarla zıt düşüncede oldum ve bir çoğunuzun da kitabı okurken yazarla boğuşacağına eminim fakat Cioran gibi mutsuzluğu benimseyen bir insanı tanımak öğretici, farklı düşünceler insanın kafasını açıyor.

Kitabı okuduktan sonra kendisini merak ettim ve hakkında çok ilginç söylentiler duydum. 30 yaşına varmadan ölmeyi düşünmesi ayrı, Yaşamın Tanrı'dan uzaklaşmak için kurgulandığını düşünmesi ayrı etkileyici. Gerçekten de öyle değil mi! Bizler başlangıçta melek olarak doğarız, ölürken türlü günahlarla gömülürüz.

"Bir insanın ihtirasından fazla yaşaması, onu benim gözümde hor görülmeye layık ve iğrenç kılmaya yetiyordu: İnsanlığın bana fazla geldiği de söylenilebilir... Otuzuma gelmeden bu işi bitirmeye karar vermiştim"


Bu sözler Cioran'a ait, hatta annesi söylentilere göre "Bu kadar mutsuz olacağını bilseydim kürtaj yaptırırım" demiş. Bu sözler üzerine Cioran'da "Ben basit bir kazayım, bu kadar ciddiye almana gerek var mı?" şeklinde karşılık vermiş.

Nihilist bir görüş sergilediği için mi mutsuz yoksa mutsuz olduğundan mı nihilist görüşü benimsedi bilemiyorum fakat bir hiçlik denizinde, anlamsız bir dünyada hayatta kalabilmek zor olmalı. Başka bir yazımda Tolstoy'un "İtiraf" adlı eserinden bahsedeceğim, orada da Tolstoy bir ara karmaşık duygular yaşıyor ve hiçlikte kaybolmaktansa insan bir düşünce benimseyip ona tutunmalı tarzında konuşmalar yapıyor. Sonunda Cioran'da mutsuzluğu sonunda benimsedi ve üzerine kitaplar yazacak kadar işi ileri taşıdı.

"Hepimiz sahtekar olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz."

"Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız."

der Cioran. Gerçekten kendisi benim arkadaşım olsaydı ona bir kan testi yaptırması gerektiğini önerirdim, ayrıca sarı kantaron çayı içmesini tabi. Onun zihnine göre evrene nasıl tahammül edilir ki, sonunda ölüm yani Cioran'a göre yok oluş olan bir dünya için neden yaşanır! Çaba, öfke, mutluluk neden duyulur? Her şey bu kadar anlamsızken yaşamak nasıl mümkün olabilir?

Kitap beni derin bir sıkıntı içine soksa da, göz ardı ettiğimiz gerçeklerle de yüzleştirdi. Ölüm var ve ne zaman geleceği belli değil, bu yüzden hayatımı çok mal biriktirme üzerine değil paramla anlamlı bir yaşam kurma üzerine kurguladım. Yani kitap mutsuzluktan mutluluk çıkardı diyebilirim. Size de ilham kaynağı olabilir fakat dikkat etmek lazım. Çünkü intihara da sürükleyebilir!


Keyifli Okumalar.


SUKHA


bottom of page