KIRMIZI PAZARTESİ
- Sümeyye Akarsu

- 13 Kas 2025
- 4 dakikada okunur

Sayfa Sayısı: 107
Çeviri: İnci Kut
80.Baskı
İlk Yayın Tarihi: 1982
Tür: Roman
"Kader bizleri görünmez kılar"
Beni en etkileyen cümle buydu. Santiago Nasar'ın kaderi çoktan yazılmıştı, ölümünü engelleyebilecek bir sürü kişi vardı fakat buna kimse engel olamadı. Ve yaşanacak olanlar yaşandı, bir Pazartesi günü, sabahın erken vaktinde...
Kolombiya Edebiyatı ilk kez okuyorum, bu aralar Dünya Mutfakları dersimde de Güney Amerika mutfak kültürünü öğrendiğim için tam yerinde bir kitap oldu. Bu sayede o topraklarda neler olup bittiğini, insanların nasıl hayatları olduğunu öğrenme şansına eriştim.
Kitap oldukça etkileyici bir anlatıma sahip, yazar kitapta baş karakterin arkadaşı rolünde, bu anlatım biçimi sayesinde bende sanki Kolombiya'da, o mahallede yaşıyor ve olaylara yakından tanık oluyor gibi hissettim.
Olay bir Pazartesi sabahı, Pedro Vicario ve Pablo Vicario adında ikiz kardeşlerin henüz 21 yaşında olan Santiago Nasar adında genç, zengin, neşeli ve yakışıklı bir adamı canice öldürmelerini anlatıyor. Kitap bu cani ölümün sorumlularını ve ölüme adım adım giderken yaşanılanları bizlere aktarıyor.
Santiago Nasar, İbrahim Nasar adında zengin bir adamın oğludur. Babası İbrahim, 3 yıl önce ölünce büyük bir servete sahip olur, annesi Placidia Linero ile yaşamaktadır. Evlerinde Victoria Guzman adında aşçı kadın ve onun genç ve güzel kızı Divina Flor çalışmaktadır. Aşçı kadının hayatına odaklandığımızda gençliğinde onun İbrahim Nasar ile olan ilişkisini görüyoruz, bir adamın metresi olarak harcanmış ve sonunda hizmetçilikle bitmiş bir hayat. Kızı Divina Flor'un da aynı yolda harcanmasını istemiyor, o yüzden Santiago Nasar'dan onu uzak tutmaya çalışıyor. Kitabın 1981'de yayımlandığını ve bu cinayetin üzerinden 27 yıl geçtiğini düşünürsek, olayın yaşandığı yıllarda Kolombiya'da bekaret oldukça önemli. Zaten cinayetin yaşanma sebebi de bir bekaret meselesine dayanıyor. Santiago Nasar nişanlı olmasına rağmen çok da sadık olmadığını görüyoruz, Divina'ya ayak üstü uyguladığı taciz bize o dönemin yaşantısını aktarıyor. Hizmetçiler, zengin erkekler tarafından taciz edilebilir. İbrahim Nasar, zamanında oraya göçmüş ve orada güç elde etmiş Arap kesimden biri, oradaki halk onlara Türk diyor.
Cristo Bedoya, Santiago Nasar ve anlatıcı yakın arkadaşlar, olayın gerçekleştiği günün gecesinde beraberlerdi. Cristo Bedoya, olay gerçekleşmeden hemen önce Santiago'nun öldürüleceğini duyar ve önce bir söylenti olduğunu düşünür, daha sonra bunun gerçek olduğunu anlayarak Santiago'yu kasabada bulmaya çalışır. Cristo Bedoya'nın bireysel çabası tek başına işe yaramaz, Santiago'yu bulamadan cinayet işlenir. Burada tüm kasabanın haberi varken kimsenin bir şey yapmaması ama Cristo'nun duyar duymaz canını dişine takarcasına arkadaşını araması takdire şayan bir durumdur. Ancak şunu görüyoruz ki, bireysel çaba toplumun sessizliğine karşı bir anlam ifade etmez.
Bayardo San Roman, kasabaya aniden gelen gizemli, zengin, yakışıklı bir yabancı. Pedro ve Pablo ikiz kardeşlerin kız kardeşi Angela'ya aniden aşık oluyor. Kasabanın ve Vicario ailesinin gözüne giriyor ve Angela Vicario ile evlenmek istiyor. Vicario ailesi orta sınıf bir aile, ikiz kardeşlerin kasaplıkla geçindiğini düşünürsek Bayardo gibi zengin, eli açık bir damat onlar için biçilmiş kaftan. Bu evliliğin olmasına razı geliyorlar, Angela Vicario isteksiz olsa da bunun bir önemi yok. Bu olayda da dönemin Kolombiya'sında kadınların ne istediğinin bir önemi olmadığını görüyoruz. Angela da ailesi tarafından sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, eline erkek eli değmemesi için annesi tarafından sürekli gözetim altında tutulmuş bir genç kız.
Maria Alejandrina Cervantes, kasaba ki namuslu kadın rollerine karşın bir genelev sahibidir. Buna rağmen ona karşı herkesin büyük bir saygısı vardır, güçlü kişiliği ve asaleti dikkat çeker. Bu da bize kadın rollerini ve onlara karşı tutumu sorgulatıyor. Aslında yazar bana göre Maria karakterini öne çıkartırken amaçladığı şey, kadını namustan, şehvetten ibaret görmek yerine onun iç dünyasına odaklanmak. Santiago ile Maria arasındaki bağ da bunu gösteriyor, onca namuslu kız varken Santiago'nun gerçekten içini görebildiği Maria'ya karşı duyduğu hisler cinsellikten daha derin. Kadına giydirilmiş bu kalıplar yıkıldığında gerçek kişilikler ortaya çıkıyor. Ve onlar şehvetin ortasında kalmış olsalar dahi anlaşılabiliyor, değer görebiliyorlar.
Genelde bu kitabın incelemelerine göz gezdirirken toplumun duyarsızlığına değinildiğini gördüm. Santiago'nun öldürüleceğini tüm kasaba bilirken kimse buna engel olmadı. Bense bu kitapta daha çok kadının toplumdaki yerini ve önemini gördüm. Bu çerçeveden baktığım için yorumum bu şekilde ilerledi.
Diğer bir karakterimiz de kasabanın bar sahibi kadını Clotilde Armenta, ikizlerin işleyeceği cinayeti durdurmaya, toplumun duyarsızlığına karşı elle tutulur bir sonuç almaya çalışan güçlü bir kadın karakter. Polisi uyaran, ikiz kardeşleri sakinleştirmeye çalışan vicdanlı bir kişi ancak bir kadının uyarısı kaderin ağırlığı karşısında duyulmaz. Kadın sezgisi gerçeği görür ancak erkek düzeni bunu dikkate almaz. Kasabanın polisi olan Albay Lazaro Aponte'nin olayın ciddiyetine varamaması, elinden gelen tek şeyin ikizlerin elinden bıçaklarını alması trajikomik bir durumdu. Santiago'nun kaderini biraz da polis Lazaro'nun ilgisizliği belirledi.
Ve Peder Carmen Amador'un sessizliği de çok acıdır, aslında yazar çok güzel bir detay yakaladı. Bir din adamı cinayete engel olabilir, toplumun vicdanını ayaklandırabilirdi. Fakat o, gelecek olan piskoposu karşılamaya odaklandı. Dinin insanı kurtuluşa erdirmesini görmezden gelip, alt tabaka ile ilgilenmek yerine gerçekleşecek törene odaklandı. Bazen asıl meseleyi kaçırıyoruz. Görmemiz gereken onca şey varken, odak noktamız kayıyor ve biz asıl görevimizden uzaklaşıyoruz. Bürokratik meseleler, dinde olmaması gereken ast üst yapılar, ruhlardan ziyade mevkiye odaklanan sistemler, oldukça grotesk değil mi? Sonunda Santiago'nun cesedini inceleyen kişinin peder olmasına ne demeli, oldukça sembolik, akla şu cümleyi getiriyor; Ruhları kurtaramayan din, cesetleri inceler.
Roman bittiğinde merakımız giderilmiyor, düğün gecesi Angela'nın bekaretinin bozulduğunu anlayan Bayardo, onu geri evine gönderiyor. Ve olayı öğrenen abileri Angela'yı sorgulayıp buna neden olanın kim olduğunu öğreniyorlar. Gerçekten Angela doğru mu söyledi, Santiago onu kullandı mı net değil, belki Angela sevdiği adamı korumak için yanlış bir isim verdi, belki Angela Santiago'ya deli gibi aşıktı, bu sorular hep askıda kaldı. Ama zaten yazarın amacı bir merak uyandırıp o merakı çözüme kavuşturmak değildi, öyle olsaydı kitap bambaşka bir düzende ilerlerdi. Kitabın başında zaten Santiago'nun öldürüleceğini biliyorduk.
Flora Miguel'den hiç bahsetmedim, büyük bir hayal kırıklığına uğrayan bir genç kız o, Santiago'nun nişanlısıydı ve her şeyi öğrendiğinde Santiago'nun ölümünden dakikalar önce onu terk etti. Bu kadın karakter de bize o dönemin kadınları hakkında bilgiler verir, o yüzden ondan bahsetmeden bitirmek istemedim. Flora, aileler tarafından onaylanan bir ilişkinin kurbanı aslında, karşı çıkmadan uyum sağlamış bir karakter. Ona yüklenen bazı görevler var, zengin ve önemli bir ailenin kızı olarak, zengin ve önemli bir ailenin oğlu ile evlenmesi gerekir. Ancak işler istediği gibi ilerlemeyince de utancından kasabayı terk eder. Hiçbir suçu yokken ona öyle kalıplar yüklenmiştir ki o bu olaylardan utanır ve yerini yurdunu terk etmek zorunda hisseder.
Bu kitap hakkında söyleyeceğim o kadar çok şey var ki, Bayardo'nun nasıl kasabayı parasıyla büyülediğini, Xius'un karısıyla uzun zamanlar geçirdiği anı dolu evini nasıl sattığını ve ardından bu acıya ancak iki yıl dayanabilip öldüğünü uzun uzun incelemek isterdim, bu konu da yapılması gereken tahliller var. Ancak burada bitirmek istiyorum, siz bu kitaptan ne çıkarımlarda bulundunuz? Bunları paylaşmak isterseniz mesaj atabilirsiniz.
Keyifli Okumalar...
Sümeyye AKARSU




Yorumlar