top of page

EL KIZI-Orhan Kemal


Sayfa Sayısı: 404

58.Baskı

Tür: Roman, Trajedi

İlk Yayın Tarihi: 1960, Dönem Romanı


Orhan Kemal bu kitapta iyi kalpli birinin sürüklendiği günahları anlatırken arka planda kadere de isyan ediyor sanki. Nazan gibi oldukça saf, temiz, güzel bir kadının sonunda sürüklendiği yeri kimse hak ettiğini söyleyemez. Bazen insan Nazan'a, bu kadar da saf olunmaz, kendine gel ve aklını kullan diye kızıyor. Fakat geçmişini, doğduğu yaşadığı yerleri aklıma getirdiğimde de sus pus oluyorum. Yetim kaldığı için teyzesinin yanına gelmiş, edepli olarak yetiştirilmeye çalışılırken yanlış telkinlerle büyütülmüş genç bir kız, mizacı da hırçın olmadığı için durumları kabullenip oturan bir karakteri var. Onun en büyük şansı ya da şansızlığı mı demeliyiz bilemiyorum, ona aşık olan bir adamla karşılaşmasıydı. Mazhar daha ilk gördüğünde Nazan'a aşık oldu. Nazan'ın hayatı avukat bir koca ile çok daha iyi bir yaşantıya dönüşebilirdi. Yani o devirde iyi bir koca ile evlenmek hayatın kurtuluşu demekti. Ancak Nazan'ın yetişme tarzından kaynaklı çekimserliği, soğukluğu, kendini değerli görememesi kocası Mazhar için bir süre sonra problem olmaya başladı. Zamanın şartlarında kocayla anlaşabilmek de yetmez tabi, aynı evde yaşamak zorunda olduğu dul bir kaynana da problemdir. Hele ki bu kaynana kıskançlıkta sınır tanımıyorsa. Nazan kayınvalidesi Hacer Hanım'a karşı oldukça iyi niyetli davranıyordu, onun bir dediğini iki etmiyor, tabiri caizse ona gelinlik değil hizmetçilik ediyordu. Bu detay çok önemli, bir gelinin hizmetçilik etmesi maalesef şu anda çok sık karşılaştığımız bir olay olmasa da geçmişte, bu topraklarda oldukça fazlaydı. Hatta eskiler alacağı kızın evine gider, uç köşe kirli yer var mı, temiz mi pasaklı mı diye incelenirdi. Kayınvalide görünürde oğluna alacağı kızın hamarat olmasını isterken gerçekte kendine de yardımcı bakardı. Hacer, Nazan'ı hizmetçisi gibi kullanıyor, onu asla oğluna yakıştırmıyordu. Oğluna her an bunu belirttiği için bir süre sonra Mazhar da aynı düşünceye kapıldı, Nazan kendisine layık değildi. Her ne kadar Mazhar annesinin telkinlerine, Nazan'ı çok sevdiği için kanmasa da, bir süre sonra kulaktan kalbe giden yol açılır ve insan duyduklarını kalbine istemeden işlemeye başlar.

Mazhar karakterine kızanlar var mı? Mesela Orhan Kemal öyle bir gösterdi ki Mazhar'ı, sanki elinden gelen sadece buydu, iyi kalpli erkekler ve şeytan kadınlarla çevrilmiş bir kitap. Mazhar bana göre iyi kalpli ya da kötü kalpli olarak değerlendirilemez, Mazhar toplumumuzun çoğu erkeğinin yansıması. İş hayatının vermiş olduğu stresten kurtulacak bir ev ortamının olmamasından dolayı, arayışlar içine giren erkek modeli. O kadar benzer şeyler ki, bazıları kumara bağımlı oluyor, bazıları hayatlarına başka kadın alıyor, bazıları alkol alıyor, bazıları daha fazla işe odaklı oluyor. Çünkü evinde huzur bulamayan bir erkeğin yapacağı şeyler çok da karmaşık ve anlaşılmaz değildir. E iyi o zaman, Mazhar annesinin dırdırından ve karısının soğukluğundan bıktı, tek çare alternatifler aramaktı. Peki kadınlar içinde aynı şeyleri düşünebilir miyiz? Kocası tarafından ilgi göremeyen bir kadın, ilk çareyi alkole, kumara ya da başka bir erkekte mi arıyor? Arasaydı da der miydik ama haklı ne yapsın. Hayır denilmezdi, büyük ihtimalle o kadın için her zaman kötü şeyler söylenirdi. Ama konu bir erkek olduğunda, o kadar da acımasız olamıyoruz.

Geçenlerde bir kadının oğluyla beraber öldürüldüğü haberi gündem olmuştu. Yakınlık derecemi belirtmek istemediğim bir kadından şu sözleri duydum, erkeği çileden çıkartıyorlar ve sonra da olanlar oluyor. Nasıl yani dedim, bir erkeğin kendi çocuğunu öldürebilecek kadar çileden çıkması değil de birileri tarafından çileden çıkartılmasını mı konuşuyoruz. Yıl 2025 ve hala bu mantalitede olan insanlar söz konusu. Aynı kadından defalarca kadınları her durumda suçlayıcı laflar işittim. Bunu şunun için paylaşıyorum, düşüncelerimizi değiştirmeliyiz, erkekler yanlış yaptığında bile suçlanmayıp alkışlanıyorlarsa kadınlar her yanlışlarında aşağılanıyorsa, Nazan gibi kaybolacak kadınlar olmaya devam edecektir. Mazhar ne yapmalıydı peki, Mazhar karısına sahip çıkmalıydı, onu en iyi tanıyan oydu, başka bir yerde mutluluğu arayacağına en azından çocuğu hatırına, Haldun'un hatırına karısına değer verebilirdi. Onu annesi Hacer'in vicdansızlığına mahkum etmeyebilirdi. Sonuçta Nazan'ın düştüğü durumu görünce çok pişman oldu ve yaptığı yanlışın farkına vardı fakat iş işten geçmişti.

Bu kitaptaki her bir karakter beni ayrı ayrı etkiledi, örneğin Mazhar ve Nazan'ın komşuları Naciye ve Rıza karakterleri, insanlığın farklı bir yüzünü ortaya koyuyor. Kendi çıkarları için başkalarının hayatlarının mahvolması, hiç umurlarında olmayan iki karakter. Para onların hayatlarında çok önemli, para için yapmayacakları şey yok. Günümüzdeki liyakatsizlikler aklıma geliyor. Bir makam elde edebilmek için yalakalık yapanlar, arkadan iş çevirenler, kuyu kazanlar, işi bitince de insanları kolayca harcayanlar ve asla doymak bilmeyenler. Hep daha fazlasını istedikleri için ve fazlayı kolay yolla elde etmek istedikleri için de sonları hazin olanlar. Bu iki karakter çok tehlikeliler ve bu tehlikeli insanlara karşı nasıl davranılır işte bu noktada başka bir karakterimiz ortaya çıkıyor; Neriman (Jale).

Neriman karakteri her ne kadar bar kızı olsa da aklını kullanabilen ve çok fazla insan tanıdığı için kime nasıl davranacağını iyi bilen bir kadın. Hani edep, namus bir kadına en çok yakışan şeydi, o halde Neriman neden bir anda bir evin sultanı, Mazhar'ın başının tacı oldu! Aslında burada Orhan Kemal'in anlatmaya çalıştığı şey çok açık, bir kadının değeri klasik kalıplarla ölçülmüyor. Yeri geldiğinde bir bar kızı da evinin kadını olabiliyor, bir adamın kalbine taht da kurabiliyor. Yani edepli olursan, sesini çıkarmazsan, her şeye evet dersen en sevilen sen olursun kalıbını yıkmaya çalışıyor. Zaten bu kalıpla yetişen Nazan gibi kadınların da geldiği durum pek iyi değil. O yüzden kız çocuklarını yanlış telkinlerle büyütüp, sessiz olursan seni daha çok severler algısı yıkılıyor. Bir kadının hakkını savunması, hayır diyebilmesi ve yeri geldiğinde kendi yolunu çizebilmesi gerekiyor. Neriman da Mazhar'la evlendi ve Mazhar'ın yokluğunda kendi yolunu çizebildi.

Kayınvalide karakteri Hacer'i detaylı inceleyelim. Hacer daha çocukken Plevne düşmüş ve ablasıyla tek başına kalmıştı. Günlerce yol alıp Edirne'ye varan bu iki kardeş sonunda ayrılmak zorunda kaldılar. Ablası İzmirli bir tüccara evlatlık olarak verildi. Hacer de bir aza mülazımının kötürüm kızına bakması için İstanbul'a gönderildi. Sultanahmet tarafında bir konakta yıllarca hizmetçilik yapıp rutubetli bir odada kaldı. Hacer'in orada hizmetçilik yaparken tek umudu tutunduğu hayalleriydi, oradan kurtulup hizmetçiliğini unutturacak bir yaşam hayal ediyordu. Hatta bunun için evin yaşlı beyiyle yakınlaşmaya başladı. Beyin karısı zayıf, soğuk, sinirli, sürekli bağırıp çağıran bir karakter olduğu için bu yakınlaşma çok da zor olmadı, sanki Hacer ve Bey bu kadına karşı birbirlerine tutunmaya çalışan iki zavallı olmuştu. Bir gece olanlar oldu, eve sarhoş gelen Bey, Hacer'in odasına gitmiş. Hacer, Bey'i hayallerine açılan kapı olarak gördüğü için karşı çıkmamış ve beraber olmuşlardı. Bu yaşanan olay yüzünden Aza mülazımı olan Bey, Hacer'i İsmail adında kimsesiz muhacir olan mübaşirle evlendirdi. İsmail, Hacer'i görür görmez tutuldu, hemen beyinin elini öptü. Evliliklerinde Bey evlerinden neredeyse hiç çıkmazdı, hatta karısıyla beraber de ara ara gelirlerdi. Bu durumdan kimse şüphelenmedi, Hacer, Bey'e amcam diyordu çünkü. Bu enteresan ilişki Hacer'in genç bir subaya takılmasıyla daha da enteresan bir hal aldı. Hacer, geride kocası ve sevgilisini bırakıp Genç Subay ile kaçarak Rumeli'de bir yere yerleştiler. Hacer kayınvalidesini istemediği için Genç Subay, annesini çok sevmesine rağmen onu kardeşinin yanına yolladı. Hacer bu tutkulu görünen ilişkiden hamile kaldı. Genç Subay da bu esnada görevde hayatını kaybetti. Kocasının şehit maaşını alıyordu ancak bununla yetinecek değildi, İstanbul'a, eski kocasının yanına döndü. İsmail onu görünce çok mutlu oldu ve hiçbir soru sormadan kabullendi ve Bey'ine haber verdi. Yaşlı Bey de çok mutlu oldu ve kalan hayatlarına Hacer, evladı Mazhar, İsmail ve Bey'le devam ettiler. Bir süre sonra görev gereği Bey başka yere, mübaşir başka yere tayin edildi ve ayrıldılar. Bir süre sonra da Hacer'in kocası 35 yaşında verem illetinden ölüp Hacer'e de hiçbir mal bırakamadı. Hacer oğlu Mazhar'ı büyüttü, onun iyi bir mevkiye gelip yüksek kademeden birinin kızıyla evlenmesini istiyordu. Bu sayede hayatını sultanlar gibi yaşayacağını düşündü. Ancak oğlu okuyup avukat olunca Nazan gibi kenar mahallede yetişmiş, sahipsiz bir kızla evlendi. Bu durumda Hacer çileden çıktı ve Nazan'a eziyet üstüne eziyet etti. Hikayede ki kadın karakterlerin hepsi ayrı bir dünya, Hacer'in düştüğü durumlardan nasıl kurtulduğuna bakıyoruz, Nazan'ın nasıl dibe çöktüğünü görüyoruz. Naciye'nin kötülük yaparak kazandıklarına bakıp Neriman'ın hiç de uğraşmadan elde ettiklerine şaşırıyoruz. Hayat gerçekten çok garip ve karmaşık bir yapı. Başımıza gelenlerle ne yaptığımız önemli. Şu da bir gerçek ki, insan karakteriyle yaşıyor, çevresi de değişse başına hep benzer olaylar gelmeye devam ediyor. Hani derler ya bunlar hep benim başıma mı geliyor diye, insan değişmedikçe biraz da kaderini kendi çiziyor. Nazan bir noktada değişseydi, artık yeter deyip hırçınlaşsaydı, başına gelen olaylara dur diyebilirdi. Kendine değer vermediği için, yanlış telkinlerle büyüdüğü için hep boyun eğdi ve onu kullanıp atacak insanlar hayatında hep var oldu. O zaman şunu diyebiliriz, doğduğun ev kaderindir, orada şekillenen karakterin seni bir gölge gibi her daim takip eder.

Diğer bir karakter Nesrin, kocası başka bir kadına aşık olunca barlarda çalışmaya başlamış, veremle yıllarca baş etmeye çalışan bir karakter. Eğer Nazan, Nesrin ile hiç tanışmamış olsaydı hayatının daha iyi olabileceğini düşünmeden edemedim. Sonuçta Sami ile karşılaşmasının vesilesi oldu. Sami, Nazan'ı bitiren karakterlerden biriydi. Orhan Kemal, olayları birbirine öyle bir bağlıyor ki, her şey kaderin bir oyunu gibi. Aslında her şey Mazhar'ın bir bar kızı olan Neriman'ı hayatına sokmasıyla başlıyor, Neriman'ın arkadaşı Nesrin'in İstanbul yolculuğunda Nazan'a eşlik etmesi ile Sami hayatlarına giriyor. Karakterler hayatta hiç olmayacak kişiler değil, böyle insanlar var. Günümüzde şekil değiştirseler de varlar. Kitaplar bize her insan modelini tanıyıp tedbirli olmamız da fayda sağlıyor. Nazan, Orhan Kemal okusaydı, insanlara karşı daha tedbirli davranabilirdi. Büyük ihtimalle düştüğü o korkunç durumda olmazdı.

Mazharla Nazan'ın oğlu Haldun'un geldiği yeri görünce, iyi insanların da var olduğunu tekrar hatırladık. Mazhar'ın arkadaşı Nihat, Haldun'u okuttu, Nihat'ın karısı Hikmet Hanım onu evladından ayırmadı. Kitap boyunca birilerinin başkasının hayatını nasıl mahvettiğini görüyoruz ve Haldun'un geldiği konumu görünce haliyle mutlu oluyoruz. Nihat Bey ve Hikmet Hanım, Haldun yetim kalınca onu arkadaşları Mazhar'ın hatırına baktılar, tabi sadece Mazhar'ın hatırı da değildi, yıllarca çocuk sahibi olamamaları da etkendi. Yine bir kaderin oyunu, eğer çocukları olsaydı bunu yapabilirler miydi, bilemiyorum. Ama Haldun'u evlatlık aldıktan sonra bir kızları oldu, ismini Nermin koydular. Haldun doktor olunca, Nermin de büyünce ikisini nişanladılar. Sanırım kitabın tek mutlu olunacak yanı bu.

Karakterlerin Nazan, Neriman, Nesrin, Naciye, Nedime, Nermin, Nihat gibi bol "N" ile başlayan isimler olmasının sebebi ne bilmiyorum, Orhan Kemal'e bunu sormak isterdim. Kitapta genel olarak konuşulması gereken şeyleri dile getirmeye çalıştım. Üstüne düşününce daha çok anlamlar çıkar elbette, kitaplar zaten kişiye göre anlam barındırıyorlar, benim için bu kitap kaderin karşısında kadınların tutumlarıydı, kadın karakterleri incelemek ve yorumlamak istedim. Bazıları hikayenin yeşilçam film trajedisi tadında olduğunu söylüyor. Haklılar, çok garip olaylar var içinde, onlara bir kaç bölüm Müge Anlı izlemelerini tavsiye ediyorum. Kitapta yazar saçmalamış dedikleri şeyler hayatın içinde maalesef var. Hatta bazı yazarlar çok abartı olmasın diye hayatın içindeki olayları biraz hafifleterek yazıyorlar bence. Söyleyeceklerim bu kadar.


Not: Analizi bitirdikten sonra aklımda bir soru işareti kaldı, bunu paylaşıp paylaşmamak konusunda biraz düşündüm. Yüzük sizce lanetli miydi? Her şey o yüzüğü Nazan'ın parmağına takmasıyla başladı. Orhan Kemal, romanı bu çerçevede toplamadı belki ama o yüzük çok enteresan olaylara neden oldu. Yüzüğü artık gelini takıyor, acaba onun hikayesi ne oldu?

Ve şunu Nazan'a söylemek isterdim, "Dirine kıymet vermediler Nazan, ölüne bir düğün parası harcadılar. İnsanları kırmamaya çalışmana değdi mi?"

Keyifli Okumalar...

Sümeyye AKARSU

Yorumlar


AKLINDAKİ FİKİRLERİ BENİMLE PAYLAŞ

GÖNDERİN İÇİN TEŞEKKÜRLER

© 2023 by Turning Heads. Proudly created with Wix.com

bottom of page