UTOPIA-THOMAS MORE



"Bana kalırsa, insanoğlunun hem kendi çıkarı için, hem de İsa'nın yoluna girmek için çoktan Utopia devletinin yasalarına uyması gerekirdi. Çünkü Tanrı'nın bilgeliği insanların iyiliğinin nerde olduğunu bilmez olamazdı ve herhalde tanrısal iyiliği ile onlara iyinin ve doğrunun ne yanda olduğunu haber vermişti. Ne var ki, insanın kendini beğenmişliği, bütün ahlaksızlıkların kaynağı olan o hayvanca tutkusu, dünya halkının doğru yola girmesine engel olmuştur. Kendini beğenmiş adam, mutluluğunu kendi rahatlığı üstüne değil, başkalarının acıları üstüne kurar; ezeceği, köle gibi kullanacağı insanlar olmazsa, mutluluğunu başkalarının yoksulluğu üzerine kuramazsa, malını mülkünü ortaya serip yoksulların bellerini bükmeyeceğini, umutlarını kırmayacağını bilmezse, Tanrı olmayı bile istemez. Kendini beğenmek öyle bir cehennem yılanıdır ki, insanın yüreğine sinsice süzülüp girer, onu zehirleyip gözünü kör eder, daha güzel bir hayata giden yoldan saptırır onu. Bu sürüngen, insanların öylesine içine işler ki, onu koparıp atmak kolay olmaz. "


Bu cümlelerle kitabın sonunda karşılaştım. Ve bu alıntıyla asıl mesele sistem kurmak değil aslında insanın ta kendisi olduğunu sizlere göstermek istedim. Utopia kitabı, Utopia adında bir devletten bahseder. Herkesin diline yerleşen bu kelime Thomas More tarafından üretilmiştir. Daha önce okumuş olduğum Dura Mater kitabında karşıma çıkan şu cümlelerle bende bu gerçeği öğrendim;

"Her toprağın krallıklar tarafından yönetildiği ve özgürlük denen kavramın olmadığı o günlerde, kitabının adını Utopia koyması aslında Thomas More'un ne kadar kuvvetli bir zekâya sahip olduğunu gösteriyor. Baktığın zaman Yunanca 'topos' kelimesi yer, toprak gibi bir anlam içermektedir. Diğer taraftan 'ou' öneki ise önüne geldiği kelimeye olumsuzluk anlamı veren bir ektir. More bu iki Yunanca kelimeyi birleştirerek (ou+topos) utopia diye yeni bir kelime üretti. Doğal olarak bu kelimenin tam karşılığı olmayan yer, olmayan topraklar gibi bir anlam içeriyordu. Yarattığı bu devlet düzeninin hayali olması başta kendi kralı olmak üzere hiçbir kralın hedefi olmayacaktı. Ama More müthiş bir zekâya sahipti ve birçok kişinin de fark ettiği üzere harika bir kelime oyunu yapmıştı. Yunancada 'ou' öneki kelimeye olumsuz bir anlam katarken, 'eu' öneki kelimeye 'gerçek, iyi' gibi bir anlam katmaktaydı. İşin ilginç tarafı 'ou ve 'eu' önekleri, İngilizce telaffuz açısından birbirine benzediğinden, olmayan yer anlamına gelen utopia (ou+topos) kelimesi, İngilizce telaffuz edildiğinde (eu+topos) gerçekte olması gereken yer gibi bir anlam kazanarak çok daha sembolik bir hal kazanmıştı."


Utopia bize ne anlatıyor?


Utopia bir hayali adadır, 54 şehirden oluşur, dilleri, töreleri, yasaları aynıdır. Bu şehirlerin birbirine uzaklıkları en az 24 mildir. Halk kendini toprağın sahibi değil, çiftçisi, işçisi bilir. Bu ülkede herkes tarımla ilgilenir, çocuklara küçüklükten itibaren tarım öğretilir. Şehir hayatı ve köy hayatı olarak ikiye ayrılan yaşam düzeninde herkes nöbetleşe yer değişir. Bu sayede kimseye haksızlık edilmez. Herkes her iki hayatı da nöbetleşe yaşar.

Kitapta Utopia şehri için konu başlıkları şöyledir;


  • Utopia Şehirleri ve Başkent Amaurote Üstüne

  • Yönetim Görevlileri

  • Bilimler, Sanatlar, Uğraşlar

  • Utopialıların Yaşayışları ve Karşılıklı İlişkileri

  • Utopialılaın Gezileri ve Başka Konular

  • Köleler, Hastalar, Evlenme ve Çeşitli Başka Konular

  • Savaş Üstüne

  • Utopia'da Dinler



Suçu Utopialılar Nasıl Önlüyor?


İnsan neden suç işler, sorusuna odaklanan Utopialılar, aslında çözümü başlangıçta ararlar. Onlara göre kötü bir eğitimden iyi bir insan çıkmaz. "Milyonlarca çocuğu bozucu, körletici bir eğitimin pençesine bırakıyorsunuz... Sizin yaptığınız nedir, biliyor musunuz? Asma zevkini tadabilmek için hırsızlık yaratmak." İş sadece bununla da kalmıyor, iyi bir eğitimden sonra toplumda bir yer edinebilmesi de önemli. "Toplum her insana eşit bir güvenlik sağlamadığı sürece, bir insanı para çaldığı için öldürmek doğru değildir."


Utopia Şehirleri nasıldır?


Şehirlerin birbirlerinden farkı yoktur, eşitlerdir. Her şehre eşit imkanlar ve eşit yatırımlar yapılır. Şehirler kalın duvarlarla ve kalelerle donatılmıştır. Sokaklar ve meydanlar, hem ulaştırmayı kolaylaştıracak, hem de rüzgardan koruyacak biçimde düzenlenmiştir. Evlerin tümü temiz ve güzeldir. Evlerin arkasında geniş bahçeleri vardır. Her evin bir kapısı sokağa, bir kapısı bahçeye açılır. Her iki kapı da bir dokunuşta açılacak kadar hafiftir. Kilitler, anahtarlar yoktur. Evler özel mülk olmadığından, her ev herkese ait olduğu için koruma gereği duyulmaz. Özel mülk düşüncesini yok etmek için her on yılda bir insanlar evlerini değiştirir. Herkesin oturacağı ev kura ile belirlenir. Şehirliler bahçelerine önem verirler, hatta bu konu da birbirleriyle yarış içindedirler.


Yönetim Şekilleri Nasıldır?


Otuz aile her yıl philarch denilen bir baş seçer, On philarch ve 300 aile baş philarch denilen birinin buyruğu altındadır. 200 baş philarch en dürüst, en uygun kimseyi seçeceklerine ant içtikten sonra, halkın gösterdiği dört adaydan birini gizli oyla başkan seçerler. Şehir dörde bölündüğü için her bölümün bir adayı kurultaya sunulmuştur. Başkan zorbalığa kaçmadıkça ömür boyu yerinde kalır. Baş philarchlar ise her yıl seçilirler. Baş philarclar her üç günde bir toplanıp memleket meselelerini konuşurlar. Kurultay ve büyük halk toplantıları dışında bir araya gelip memleket meselelerini konuşmak ölümle sonuçlandırılır.

Her ailenin de büyüğü vardır. Yani aileleri yönetenler, yönetenleri yönetenler ve en son da bir başkan vardır.


Çalışma Hayatları Nasıldır?


Öncelikle herkes ama herkes çalışır. Boş durmaz, kadınsın evde otur çocuk bak yoktur ya da ben dileneceğim çalışmak istemiyorum gibi uçuk fikirler burada kesinlikle yasaktır. Çalışma ve dinlenme saatleri bellidir, günde 6 saat çalışılır, Üç saat öğleden önce yemeğe kadar, üç saatte öğleden sonra akşam yemeğine kadar. Akşam saat sekizde yatarlar ve tam sekiz saati uykuya ayırırlar. Çalışma, uyku ve yemek saati dışındaki zamanı herkes istediği gibi kullanır.

Utopialılar çalgılı müzikli eğlenceler düzenleyebilirler. Zar, iskambil gibi budalaca oyunlar yerine santranca benzer bir oyunları vardır. Ayrıca iyilik ve kötülük savaşı denilen bir oyunları da vardır. Yani boş vakitlerini bile zekice oyunlarla doldururlar.

İnsanların bolca boş vakitleri oldukları için düşüncelerini geliştirebilirler, bu yüzden herkese açık derslere bilim ve sanat derslerine katılabilir, zanaat öğrenebilirler.

Her aile kendi zanaatını çocuğuna öğretir. Diyelim ki çocuk ailesinin mesleğini yapmak istemiyor o halde başka aileye evlatlık verilir, orada istediği zanaatı öğrenir. Böylece kusursuz demirci, dokumacı, boyacı ortaya çıkar. Herkes mesleğinin hakkını en iyi şekilde verir.

Utopialılar ayrıca süse püse önem vermezler, sade kıyafetler giyinirler. Gösteriş çok büyük ayıp karşılanır. Kısaca amaç en az ihtiyacı karşılamak için çalışmak, bedeni kölelikten kurtarmak ve zamanı faydalı işlerde harcamaktır. Bilim, sanat gibi alanlarla kafa yetilerini özgürce işletmek, geliştirmek amacı taşırlar.


Savaş Ve Kölelik


İlk olarak bu kadar kusursuz görünen bir yerde ne savaşı ne köleliği dedim, fakat sonra çok mantıklı buldum. Çünkü savaşı sadece toprağı boş tutana karşı yapıyorlar, onlara göre topraktan faydalanmamak savaş nedenidir. Orayı ele geçirip faydalı hale dönüştürüyorlar. Köleler ise savaşta esir düşenler ve suç işleyenlerdir. Onları hapse atıp sebepsiz beslemektense bir işe yarar hale getirmek mantıklı.


Nufus Kontrolü Nasıl Sağlanıyor?


Çocukları evlatlık vermek oldukça doğal bir durumdur, o yüzden eşit olmayan aile sayıları eşitlenmeye çalışılır. Bu sayede yönetimi zor olan kalabalık aileler önlenmiş olur. Diyelim ki şehir kalabalıklaştı, o zaman da başka bir şehir kurulur. Her şehirde 6000 aile vardır. Bir ailede 13, 14 yaşlarındaki çocukların ondan az ve on altıdan fazla olmamasına dikkat edilir. Evlenen kız erkeğin evine gider. Ailenin en yaşlı erkeği evin reisi olur, onun sözünden çıkılmaz.


Bu arada Utopia'da rahipler çok önemlidir, din özgürlüğü de vardır. Kitapla alakalı elbette bahsetmediğim konular kaldı, kitabın genel içeriği hakkında bilgiler verdim, bence mutlaka okunup üzerine düşünülmesi gereken bir eser.


Genel Olarak Düşüncelerim


Günümüzdeki yönetim şekilleri bizim için ne kadar doğru? Başka bir şekilde olması mümkün mü? Birileri yatta gezerken, keyif ederken bir kısım insanlar çöp konteynerlerinden ekmek topluyor. Birileri her sene bir iki ay tatil yaparken, diğerleri ayın sonunu zor getiriyor.

Bu kitabı okurken tam da karşıma Netflix'te yerli bir dizi olan "Kuş Uçuşu" çıktı, bu sorgulamalarımın senaryoya dökülmüş haliydi. Sistem çalışarak bir yerlere gelmek yerine kısa yoldan üst seviyeye atlama modeliyle kurgulanıyor yavaş, yavaş. Yani eskiden dürüstçe, emek vererek bir yerlere gelmek mümkündü. Fakat yeni düzende vahşi bir doğa misali ne dürüstlükten ne erdemden söz ediliyor. Amaç sadece zirve, zirveye nasıl geldiğinin bir önemi yok. Sürekli işe yaramayan, belirli bir statüde görünmek için olması gereken lüzumsuz eşyalar alan birileri var. Okumak, düşünceyi geliştirmek, zeki ve erdemli davranışlarda bulunmak arka planlara atılıyor. Inventing Anna adında yine Netflix'de bir dizi ile karşılaştığımda insanların ne kadar da körleşmiş olduğunu fark ettim. İnsanlar ışığın ardındaki o karanlık tarafı görmektense sadece o ışığa odaklanıp duruyorlar. Hangi marka giyiniyor, hangi restoranlarda yemek yiyor, arkadaşları kimler ve hangi tatil mekanlarını tercih ediyor? Bu kriterler bir insana önem vermek için yeterli nedenler.


Bu tarz olaylardan bahsetmemin temel sebebi aslında sistemin yanlışlığıdır, Utopia bizim gerçekten mutlu olmamızı sağlayacak bir yer mi, bilmiyorum. Bilmememin nedeni ise insandaki kontrol edilemez duyguların ne derece eğitiliyor olduğu. Biz hayvan değiliz, onlar sürüye uyum sağlarlar. Fakat biz insanların içinde diğer insanlardan daha iyi olma arzusu var. Standart bir iş, huzurlu bir hayat, entrikasız günler, mal mülk ve para derdi olmadan yaşanılan yıllar. Az, öz ve sade... Ne kadar gerçekçi? Anlatıcımız problemlere neden olan varlığın para ve mal olduğunu öne sürüyor. Eğer para ve mülkiyet hakkı yasaklanırsa her şey çok daha iyi bir sonuca ulaşacaktır, ona göre. Peki sizce de öyle mi? Ya da sizce iyi bir sistem nasıl olmalıdır?


SUKHA