BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ





“Bu ülkeyi bu kadar çok sevmeme rağmen, bazen çekip gitmeyi düşünüyorum.” Dedi Babi.

“Nereye?”

“Unutmanın kolay olacağı bir yere.”



Khaled Hosseini’nin Afganistan’ın acılarına değindiği yürek burkan bir eseri ile karşınızdayım. Böyle bir eseri okumak, içimi hüzünle kaplıyor ve bu durumdan çıkmak için zamanın ve rutin olayların akışında bir süre kavrulmam gerekiyor. Bu kadar acı çekmek, bir insan için fazla büyük diye düşünüyorum. Hosseini romanlarını kendi ülkesindeki acılara odaklanarak, insanlık dışı olayların ne derece normatif kalıplara girdiğini, oluşturduğu Meryem ve Leyla karakterleri ile okuyucuya aktarıyor. Kitap genel itibari ile kız çocuğu ve anne figürü etrafında şekilleniyor. Haram, helal, namus kavramlarının bir bebeğin, bir annenin yaşamına ne kadar farklı yön verdiğini gözler önüne seriyor. Babası tarafından bir eşya kadar değeri olmayan bir kız çocuğu, erkek kardeşine nasıl bir prens edasıyla davranıldığını izlemek zorunda kalıyor. Harami denilen evlilik dışı doğan çocukların, kaderinin toplum tarafından nasıl şekil aldığından , bir kadının yaşamdan ümidini kesip intihar etmesine kadar çarpıcı olayların içine dalıyoruz.

Sovyet işgaliyle komünizmin ve daha sonrasında Taliban’ın İslami ideolojisi ile karşı karşıya kalan Afganistan halkının, yaşamış olduğu zorlu dönemler... Yetim kalan bebekler, savaşta uzuvlarını kaybeden erkek çocukları, dedesi yaşında adamla evlenmek zorunda kalan on dördüne yeni basmış kız çocukları… Epilepsi nöbeti geçiren genç bir kıza cin çarpıyor denilerek nişanının bozulması, daha sonrasında kaderin onu sürüklediği zorlu yollar…


Romanda basit olarak görülen olayların ne kadar

korkunç sonuçlara gebe kaldığını gördüm. Masum bir bebeğin kaderini doğduğu evin, coğrafyanın, engebeli şartların bu derece etkilemesi insanı derin bir hüzne daldırıyor. Kadınların geçtiği zorlu yollar, kimine intiharı kimine de asla bitmeyecek bir ümidi yeşertiyor. Mecburiyetler, dışlanmışlıklar, içinden çıkılamayan duvarlar… Bu hisleri bir erkek olarak Khaled Hosseini’nin ifade etmesi ve dışarıya çarpıcı bir şekilde anlatması oldukça etkileyici. Kitabın neresinden bakarsanız bakın her yönü ile dolu bir kitap. Olayların birbirine bağlanış şekli ve bir hastalığın doğurduğu sonuçlar, sonunda ümidin yeşerdiği anlar, iki farklı hayatın kesiştiği acı dolu nokta.


Ah Meryem, sen benim için en güzel roman kahramanlarından birisin. Uçurtma Avcısı’nın Hasan’ı Bin Muhteşem Güneş’in Meryem’i , o kadar muhteşem bir karakter oluşumu ki…


Kitapla ilgili söylenilmesi gereken bir çok mevzu var fakat içeriği hakkında ayrıntılardan, okuma hevesinizi kaçıracak detaylardan uzak kalmak istedim. Kitabın muhteşem birkaç cümlesini paylaşmak istiyorum. Beni derinden etkileyen cümleler;

“Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım,” dedi Nana. “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.”


'' Düğünler aptalca. '' '' Bütün o yaygara. '' ' ' Harcanan onca para. '' '' Hem de ne uğruna? '' '' Bir daha hiç giymeyeceğin kıyafetlere. ''


“Bakın, bazı şeyleri ben size öğretebilirim. Bazılarını kitaplardan öğrenirsiniz. Ama bazı şeyler vardır ki, mutlaka görmeniz ve hissetmeniz gerekir..”

“Aklına Nana'nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu Bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi demişti. Başımıza gelen her şeye nasıl sessizce katlandığımızın.”

“Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez... çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur Leyla. Hiç yoktur. “Ama biz şu karşıdaki surlar gibiyiz. Hırpalanmış, dövülmüş, pek bakılacak hali kalmamış fakat hâlâ ayakta...””


“ Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin, Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi. “

“İlacı olmayan bir hastalıktır hasret, içtiğin çayda, söylediğin türküde bile aklına gelir...”

“Bazen...bana dünyada sahip olduğum tek şey senmişsin gibi geliyor.”

“"Bazı günler, " dedi kadın boğuk bir sesle, " holdeki saatin tik taklarını dinliyorum. Ve beni bekleyen bütün o saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri, haftaları, ayları, yılları düşünüyorum. Onsuz geçecek olan zamanı.”

"Bütün sevgilerini, zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana-babaların, yeni çocuk yapmalarına izin verilmemelidir."