CHARLES DICKENS-İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ


Fransız Devrimi, Avrupa ve Dünya tarihinin dönüm noktası, Mutlak Monarşinin devrilip yerinin Cumhuriyet’in almasını sağlayan büyük olay. Charles Dickens bu büyük olayın içinden bir hikaye ile karşımıza çıkıyor. Tarih bize olaylara yüzeysel olarak bakıp bilgi sahibi olmamızı sağlarken romanlar bizi o devre götürüp anı yaşamamızı sağlıyor. Kitabı bitirdiğimde tam anlamıyla Fransız Devrimini yaşamış gibi oldum. Giyotinin başına geçip kendimi idam sırası beklerken bulduğum anlarım bile oldu.

Kitabın başından yarısına kadar benim için bir yokuştu ve okurken çok zorlandığım, sıkıldığım, bunaldığım anlarım oldu. Hatta şu cümleyi bile kurdum, “Bu mu çok satılan roman”. Evet bu cümleyi kurduğumu saklayamayacağım, eğer okumaya karar verip de yarısına gelmeden sıkıldığınızı düşünürseniz bu normal fakat sonrası bir uçurum nasıl bittiğini anlamadım. Belki de Charles Dickens’da tam olarak bunu yapmak istiyordu, kim bilir!



Genel çerçevede kitap devrim ve çarpıcı olaylarla kuşatılmış bir kurgu ile siyasal, toplumsal, psikolojik olarak dersler barındırmakta. Sürekli haksızlığa uğrayan, ezilen bir halkın ayaklanıp kendini savunmaya kalkışması , bir bakıma güzelken intikam hırsı durdurulamaz bir zalimliğe dönüştüğü için de üzücü bir hal alıyor. Bu durum kitapta sıkça geçen bir cümlenin tekrarlanmasının sebebini açıkça gösteriyor; “It was the best of times, it was the worst of times” (Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü).


Sosyal adaletsizlik, aristokrasi tarafından işlenen suçların üzerinin örtülmesi ile beraber, masum bir insanın hapse atılmasıyla gösteriliyor. Dr. Manette, 18 yıl boyunca hapiste kaldı, akli dengesini yitirdi ve robotlaştırıldı. Onu kendine getiren ise fedakar dostu Mr.Lorry oldu. İyi niyetli, temiz kalpli Lucie’yi bulup babasının yanına götürerek Manette’lerin hayatını yeniden yaşanılabilir kıldı. Yazar, asıl hikayeyi Fransa’dan İngiltere’ye göç etmek durumunda kalan Dr.Mannet ve kızı Lucie ile aynı kaderi paylaşan Charles Darlay arasında gerçekleştirse da dostluk, fedakarlık, sağ duyu, aşk, kahramanlık gibi bir çok dersi de Mr.Lorry ve Sydney Carton karakterleri aracılığı ile okuyucuya aktarıyor.


Yazar, ayrı ayrı görünen olayları bir mektup aracılığı ile romanın sonunda birleştirerek kafamızda oluşan bütün soru işaretlerini cevaplandırılıyor. Şaşırtıcı bir şekilde Dr. Manette’nin hapishanede hala aklı başındayken yazıp sakladığı mektup damadı Charles Darlay’ın idama gitmesine yol açıyor. Merak uyandıran bu mektupta yazan cümleler, insanın kanını donduran olaylara dayanıyor. Hikayenin sonu tüm hayatını anlamsız yaşadığını düşünen Sydney Carton’nun hayatına mal olduğu bir olayla son bulur, kitabın son cümlesi şöyledir; “Bu, hayatımda şimdiye kadar yaptığım en ama en güzel şey ve şimdi hayatımda hiç tatmadığım kadar büyük bir huzurla istirahat etmeye gidiyorum.”



Charles Dickens, orta sınıf bir ailenin çocuğuydu ve 12 yaşında çalışma hayatına atılmak durumunda kaldı. Bu şekilde işçi sınıfıyla kaynaştı ve romanları gerçekçi bir hava kazanmış oldu. Charles Dickens, Charles Darlay karakterini, hayatıyla bağdaştırdığı için mi bilmiyorum kendi adına çok benzer bir isim kullanmış.


Romanda can sıkıcı olaylar çok fazla, örneğin Mr. ve Mrs. Defarge halkı kışkırtarak aristokrasinin tümünü giyotine yollama istekleri. Charles Dickens hiç şüphesiz devrimin Paris sokaklarında yaşanan trajedilerini bizlere gösterdi. Kitabı bitirdiğimde ne aristokrasinin yanındaydım ne de halkın. Acımasızlığa karşı gelen devrimin bu denli vahşet dolu olması insanın insana yaptığı zulmün sonunun olmadığını gösteriyor. Aniden tutuklanan Charles Darney karakterinin aylarca hapis yatmasının ardından serbest bırakılıp birkaç gün sonra yeniden tutuklanması ve giyotine yollanmasının istenmesi, halkın mahkemeyi kolaylıkla yönlendirerek insan canının hiç değer taşımamasını, devrimin acımasız yanlarını da anlatıyor.


Kitapta ki “O günlerde iyi giyimli bir adamın hapse götürülmesi, iş kıyafetleri ile bir işçinin işe gitmesi kadar doğal karşılanıyordu” cümlesi ise kitabın özeti niteliğinde.

Tüm bu yaşanılan acımasızlığa, haksızlığa karşı yine kitaptan bir cümle ile cevap vermek istiyorum ; "Tekrar buluşacağız.. Bu dünyadan yorgun ayrılanların huzura kavuştuğu o yerde..!"


Keyifli bir zaman dilimiydi benim için İki Şehrin Hikayesi’ni okurken geçirdiğim zaman, okuduğum için mutluyum ve okunacaklar listenize yazmanızı tavsiye ediyorum.

Sağlıcakla kalın.


BİLGE SUKHA