EVLİLİK- JANE AUSTEN


Türkiye toplumunda yaşınız biraz ilerlediğinde ve eliniz ekmek tuttuğunda, size önerilen bir teklif ortaya çıkar, “Evlilik” teklifi . Yani bir evin içine girmek için attığınız imzalarla –lilik kısmı tamamlanarak elde edilen bir kurum. Şaka bir yana her insan için farklı anlamlar ifade eden bu kurum Jane AUSTEN için ne anlam ifade ediyor, inceleyeceğiz. Ayrıca günümüzden de biraz konuşabiliriz.


“Evlilik” adlı bu kitabı aldığımda, üzerine düşünmedim, Jane AUSTEN isminin cazibesine kapılarak ve de felsefi bir eser olduğunu düşünerek sepetime attım. Daha sonrasında romanlarından derlenerek oluşturulan bir toplama olduğunun farkına vardım. Bu toplama eser Aşk ve Gurur, Northanger Manastırı, Akıl ve Tutku, İkna adlı dört kitabından “Evlilik” merkezinde olmak üzere derlenmiş bir kitap. Bunu bilseydim alır mıydım? Sorusunu kendime sorduğumda “Hayır” cevabını rahatlıkla verebilirdim. Fakat okuyup, Jane AUSTEN hakkında birkaç araştırma yaptığımda, her kitapta vardır alınacak bir ders diyerek pişman olmadım. Öncelikle Jane AUSTEN, yaşamı boyunca hiç evlilik gerçekleştirmemiştir. Ancak eserlerinde sıkça konu edinmiştir evlilik mevzusunu.




1775-1817 yılları arasında İngiltere’de yaşamını sürdürmüştür. Evet, Austen tam olarak 41 yaşında vefat etmiştir. Evlilik üzerine yoğunlaşarak realist bakış açısıyla 19. Yüzyıl İngiliz toplumunu değerlendirir. Kadınların evlilikle beraber değişen sosyal ve finansal hayatından, erkeklerin zenginliğini artırmak için yaptıkları evliliklerden, kaçamak aşklardan, dönemin ataerkil düzeninden söz eder. 19. Yüzyıl İngiliz toplumunda kadınların evlendikten sonra velayeti kocasına geçer, bu durumda mülkiyet ve yasal hakları yok sayılır. Bunun sonucunda erkekler, miras elde etmek için kadınların maddi gücüne bakar. Aynı zamanda kadınlar mevki sahibi erkeklerle evlenerek, kendilerini statü olarak yükseltirler. Bu durum İngiliz toplumunda normal karşılanır o dönemlerde. Anneler kızlarının geleceğini, evliliğin belirlediğini düşünür, bu yüzden evliliğe hazırlık küçük yaşlarda başlar onlar için. Genç, yakışıklı ve zengin erkeklerle tanışmalarını sağlamak amacıyla balolara giderler. Erkeklerde aynı şekilde güzel, akıllı ve kendilerini çekip çevirecek kızlarla evlenmek umudu ile balolarda yerlerini alırlar. Austen romanlarında bu tarz ilişkileri konu edinerek ataerkil düzene, toplumun evliliğe bakış açısına ironik bir yorum getirir. Bazen de dalga geçer bu durumlarla mizahi zekası ile.


Kadın ve erkeğe biçilen roller yüzyıllar geçtikçe değişim gösterdi mi, tartışılır. Günümüz toplumunda bu mevzuya farklı değerler biçen birçok farklı bakış açısı mevcut. Durumu dini boyuttan ele alanlar, aşk ve sevgi kurumu olarak görenler, çocuk yani neslin devamı niteliğinde değerlendirenler var. Toplumumuzda evlilik kurumu çok değer gören bir olgu. Düğünle kutlamak bile eksik gelmiş günümüz insanına, önden nişan ve kına mevzuları ile renklendirilip ardından balayı ile süslemişler. Tabi altın, takı, giyim, ev eşyaları derken mevzu bayağı uzun ve karmaşık bir hale gelmiş. Durumun bu derece karmaşık hale gelmesi, gerçek amacından saptırmış mıdır bu mevzuyu bilemiyorum. Fakat görünen o ki kapitalizmin sızmadığı yer kalmamış. Austen bugünleri görseydi tahminimce “Evlilik ve Düğün Katliamı” adında bir roman yazardı.



Evlilik mevzusunda örnek aldığım bir insanı anmadan geçemeyeceğim, Marie Curie. Endüstriyel Fizik ve Kimya Okulu laboratuvarının başkanı olan ve piezoelektriği keşfeden, kendisinden 10 yaş büyük olan, 35 yaşındaki Pierre Curie ile evlenir. Düğün yapmazlar, balayı yapmazlar, sade bir nikah ile evlenirler ve olan paralarını bilime adarlar. Bilime adanmış bir hayatları olur. Evlilikleri bile bir ilham kaynağı. Aklıma ideal evlilik deyince Marie ve Pierre Curie gelir bu yüzden. Amaçları bellidir, yolları bellidir. Hayatlarını birbirine bağlayarak kocaman olurlar.



Hayatın anlamı, hayata bakış açımız ile şekilleniyor. Hayata bakış açımız ise nasıl yaşadığımız, ne yediğimiz ve ne okuyup, ne izlediğimiz ile anlam kazanıyor. Sağlıcakla kalın.