GAZAP ÜZÜMLERİ


Yazara Dair;

Alman asıllı bir yazar olan John Steinbeck 27 Şubat 1902 yılında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde doğmuştur. Yoksul bir çiftçi aileden gelen Steinbeck çiftçilik yaparak, zaman zaman da duvarcılık, boyacılık, kapıcılık ve eczacılık yaparak geçimini sağlamıştır. Bu yaşadığı zorlu ve yoksul hayatın izlerini eserlerinde görmek mümkündür. Romanlarında gördüğümüz natüralist ve realist bakış açısının kaynağı hiç şüphesiz benzer olayları yaşamış olmasıdır. 1930 yıllarında gelen ekonomik buhranda John sadece 28 yaşlarındaydı, en güzel dönemlerinde doğan yazarlık yeteneği, insanlık için John’a verilen güzel bir hediyeydi. Dönemin toplumsal sorunlarına yer vererek yazdığı romanları, kapitalizm tohumlarının atıldığı o anlara şahitlik edebilmemizi sağlıyor. 7’sinde ne ise, 70’inde de odur Kapitalizm. İnsanları acıya sürükleyen, zengini daha zengin, fakiri açlıktan öldüren bir sistem yanlışlığıdır.

Steinbeck “Fareler ve İnsanlar” romanı ile ünlenir, daha sonrasında Pulitzer ödülünü aşağıda yorumunu yapacağım Gazap Üzümleri ile almıştır. Gazap Üzümleri kendi biyografisi özelliğini taşıyan bir eser olarak bilinir, hayatından oldukça yakın izler taşır.



Kitaba Dair;

Gazap Üzümleri, Joad Ailesinin Oklahoma’dan Kaliforniya eyaletine göç yolculuğunu, yolda yaşadıkları kayıpları, umutları, hayal kırıklarını, vaz geçişleri, pişmanlıkları ve iradeyi, dostluğu, bireyselliği, toplumsallığı işleyen bir romandır. Romanda geçen birbirinden farklı karakterlerle insanlığı tanıyacak ve dünyanın değişim sürecine dahil olacaksınız.


Roman Tom Joad ile başlar, Steinbeck bu başlangıcı okuyucuya çarpıcı bir etki oluşturmak için kurgulanmıştır. Tom şartlı tahliye ile 7 yıllık cezasını tamamlamadan 4 yılda çıkar. Şartlı tahliye olan bir gencin hikayeye girmesiyle hem gence hem aileye hem de okuyucuya prangayı takar. Roman boyunca herkes Tom’un başını belaya sokmasından korkarak geçirir. Tom’un hapishaneden çıkıp eve dönüş yolculuğunda “Yolcu almaz” yazılı bir nakliye kamyonuna biner, binerken şoför “Yazıyı görmedin mi?” uyarısında bulunur. O an Tom, zengin insanlara hakaret eden bir cümle ile ”Gördüm fakat, düşündüm ki siz yazmış olamazsınız” diyerek şoförün iyi niyetli olabileceğini ifade eder. Burada anlaşılan o ki her şey zengin insanlara ait ve fakirler sadece bekçiliklerini yaparak karınlarını doyurabiliyor. Steinbeck her fırsatta zenginlere karşı nefretini dile getirmekten geri durmuyor.




Tom evine vardığında kimsenin olmadığını görünce afallar ve Muley ile karşılaşır. Ona gerçeği anlatan Muley’i sadece romanın başında görürüz. Tom’a yol gösteren, bilinmezlikten korkan, o yüzden göç yolculuğuna adım atmayan karakterimizdir. Daha sonrasında Tom, Casy ile karşılaşır.


Casy yıllarca papazlık yapmış, karısının ölümünden sonra ise bu makama uygun olmadığını düşünmüştür. Vicdan mekanizması oldukça iyi çalışan Casy, fazla iyi kalpli olmasının bedelini kendini içten içe bitirerek öder. Hamile karısının sancılarına kulak asmadığı için yıllarca, ölümünden kendini sorumlu tutup kendini yalnızlığa mahkum eder, dua edemeyecek kadar kirli olduğunu düşünür.


Tom, ailesini uzaklaşmamışlarken yakalar. Tom’u gördüklerinde akıllarına hücum eden tek bir soru vardır “Tom kaçtı mı?”, ailesine gereken açıklamayı yapar. Ailesi Tom’a neden bu halde olduklarını anlatır, her yeri dümdüz eden makinalar onların hayatlarını da bir enkaza çevirmiştir. Tek çarelerinin büyülü Kaliforniya olduğunu Tom’a aktarırlar.


Büyükbaba, Büyükanne, John Amca, Anne, Baba, evin büyük oğlu Noah, evin genç ve evli kızı Rose of Sharon, Connie, Al, Ruthie, Winfield , Tom ve ailecek karar kılınıp onlarla birlikte gelmesinde sakınca görülmeyen Casy göç etmeye hazırlardır. Kaliforniya hayali onlar için cennettir, yol boyunca sıralanan portakal ağaçlarını, işçi için hazır bekleyen tarlaları, refah düzeyi yüksek bir dünyayı düşleyip dururlar. Bu hikaye, 1930 yıllarının gerçeğine birebir uymaktadır.



Al, evin eli iş tutan en küçük bireyidir. Motorlar ve arabalardan anlayan hatta tutku ile bağlanan, arabayı sürmeyi iyi bilen aynı zamanda çapkın bir delikanlıdır. Yaşının vermiş olduğu dürtüleri kontrol edemeyen heyecanlı bir gençtir. Aileye oldukça fayda sağlar, bazen Tom ile çatışsa da işlediği cinayetten ötürü Tom’a saygı duyar.


Rose of Shoron, yol boyunca hassas ve güçsüz yapısı nedeni ile çok zorlanacaktır. Hamile olmasından dolayı yaşadığı duygu değişikliği de eklenir omuzlarına. Annesinin güçlü tavrı bile onu ayakta tutmaya yetmez. Connie, Rose of Shoron ve çocuğu ile ilgili güzel hayaller kurar. Sinemaya gideceklerini, onunla çok eğlenip çocuklarını güzelce büyütebilecekleri ortamın olacağını hayal ederler. Fakat Connie de Rose of Shoron kadar güçsüzdür. Göçün vermiş olduğu zorluklar ve olumsuzluklar nedeniyle pişmanlık duyar ve aileyi tek eder. Rose of Shoron hikayede ki en ızdırap çeken kişidir. Steinbeck’in onca yükü Rose of Shoron’a yüklemesi okuyucuyu derin bir hüzne boğuyor. Aynı zamanda güçlü olmanın, ayakta kalabilmenin, ümidin önemini tersine bir yöntem ile okuyucuya aktarıyor.




Yolculuğun daha ilk gününde büyükbabanın ölümü aileyi oldukça sarsar, en çok da güçlü görünmeye çalışan büyükanne bu durumdan etkilenir. Hiç belli etmese de üzüntü onu içten içe yer, halüsinasyonlar görmeye ve yorgun düşmeye başlar. Çok geçmeden onu da ölüme uğurlarlar. Evin sessiz, sakin ve aptal sanılan büyük oğlu Noah’da gizlice kaçar. Darbe üstüne darbe yiyen aile ayakta kalma savaşı vermek zorunda olduklarını bilir. Her ne olursa olsun ilerlemelidirler, çünkü hayat sistemi bunu gerektirir. Zaman ilerler, ağaçlar büyür, hava değişir, hiçbir şey aynı, durduğu yerde kalmaz. İlerlemek zorunda oldukları, sonu bilinmezlik de olsa durmamaları gerektiklerini bilirler.


Yolculuk sırasında aç, susuz, Kaliforniya’da umduğunu bulamayan, onlara geri dönmeleri gerektiğini söyleyen insanlarla karşılaşırlar. Umutları yaprak dökse de yollarından geri dönmezler.

Yol boyunca dinlendikleri kamplardan birinde Tom bir polis ile kavga eder. Şartlı tahliye ile çıkan Tom’un başı belaya girmesin diye Casy suçu üstlenir. Karanlıkta kimin polise vurduğu görülmediği için de Casy içeriye atılır. Tom ailesi birlikte yola devam eder. Haksızlığa gelemeyen Tom, iyi kalpli ve ailesi için fedakarlıkta bulunabilecek bir karakterimizdir. Bu yüzden yol boyunca kendini tutup kavga çıkarmamaya çalışsa da sakınan göze çöp batar misali problemler yaşar.


Anne, Tom için çok endişelidir. Ailesinin hep bir arada olmasını ister, çocuklarına kıymet verir. Kendinden emin, iradeli, nerede ne yapacağını bilen, duygu kontrolü gelişmiş ve insanları yönetmeyi becerebilen, analiz etme yeteneğine sahip muhteşem bir karakterdir. Evin direğidir Anne karakteri. Onun için toplumda herkes aynıdır, sınıflandırma yapmaz. Çocuklarına bağlı, sorumluluklarının farkında, her ortama uyum sağlayabilen umudun insanı ayakta tutan en önemli unsur olduğunu düşünen zeki bir karakterdir.




Baba, pasiftir. İşler yolundayken rolünü iyi oynamıştır fakat bu göç yolculuğunda içten içe çok dertlenmiş, derdini saklamış, bu yüzden de pasifleşmiştir. Her şeyi nasıl yola koyacağı hakkında en ufak bir fikri bile yoktur.

Ruthie ve Winfield daha çok küçüklerdir, bu karakterlerin romanda olması Steinbeck’in her yaştan bireyi ekonomik buhrandan ne kadar çok etkilendiğini göstermek istemesinden kaynaklıdır. Çocuklar oyun çağlarında şeftali tarlalarında çalışır.


Tom uzun bir sürenin ardından Casy ile karşılaşır, şeftali topladıkları çiftliğe karşı ayaklanma başlatan bir grubun önderliğini yapıyordur. Tom’a alacakları ücretleri gün geçtikçe düşüreceklerini, karın tokluğuna bile çalıştırmadıklarını anlatır. Olaya Tom’da öfkelenir. Tam o anda polisler baskın düzenler ve Casy’nin başına kürekle vurup onu öldürürler. Tom’a da saldırırlar fakat Tom ölmeden kaçmayı başarır. Bireyselliği değil toplumsallığı savunan Casy’den dersler alan Tom, yeni bir adım atar. Ayaklanmalar çıkartıp düzene baş kaldırma kararı alır.




Karakterlere bakıldığında Steinbeck oldukça iyi tahlilcidir. Öyle güzel inşa eder ki hikayeyi, her hangi bir karakter çıkardığınızda yapıt çökecek gibidir. Sadece romanın başında yer alan Muley karakteri bile olması gereken bir karakterdir. Sürekli göçmenlerin yerleşmelerini engelleyen polisler, kamplarda düzen sağlayanlar, yol boyunca karşılaşılan karakterlerin tümü oldukça iyi yerleştirilmiştir. Sorumluluk bilincine sahip olmayan, sessiz, sakin ve aptal karakter Noah, bir anda ortadan kaybolan Connie. Ne diyebilirim ki muazzam kurgulanmış, zekice inşa edilmiş bir eser.


Toplumsal mesajlar veriyor, karakter analizi yaptırıyor, ABD’nin iğrenç yüzünü ortaya koyuyor, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı sanayileşme sürecini kavramamızı sağlatıyor. 90 yıl önce yaşanılan gerçeklikle yüzleştiriyor.


Karakterine hayran kaldığım Anne karakteri kalbimin tahtına yerleşmekle kalmadı, beni kendi zekasına, duruşuna, görüşüne hayran bıraktı. Özellikle sınırı geçerken ölen büyükanneyi kimseye çaktırmadan hasta olduğunu söyleyerek sınırdan geçirmesi, o üzücü durumun olgunlukla üstesinden gelmesi takdire şayandı. Baba’nın umutsuz haline çare olarak onu öfkelendirmeye çalışması, öfkenin umutsuzluktan daha iyi bir duygu olduğunu dile getirmesi muazzamdı. İnsanı umutsuzluk öldürür, öfke veya nefret umutsuzluğun yanında hayata bağlayan duygulardır. Anne’nin yardımın zenginlerden değil fakirlerden gelebileceğini söylemesi yine insanlık dersi niteliğinde.


Romanın benim için iki kahramanı var; Anne ve Casy. Tom belki Steinbeck’in kurgusunda ayaklanmaları başlatıp her şeyi düzene sokan bir kahraman olacaktır, kim bilir. Ama mevcut romanda kahramanlarım Anne ve Casy.


Bu muazzam eserle bize o acı içinde göç eden insanları unutturmadığı için, insanlık tarihinde Sanayileşme deyip geçmemiz gerektiğini bizlere idrak ettirdiği için Steinbeck’e minnet duyuyorum. Teşekkürler Steinbeck, John Steinbeck…


Sevgiyle, ilimle ve bilimle kalın.


BİLGE SUKHA