GORIOT BABA- HONORE DE BALZAC


Honere De Balzac, adını Dante'nin “İlahi Komedyası”ndan ilham alarak koyduğu “İnsanlık Komedyası” adında bir seri oluşturmak için ömrünü vermiştir. Hatta öyle ki öldüğünde seri tamamlanamamıştı, ölümünden yaklaşık 20-25 yıl sonra derlenerek toplanmıştır. Toplumun yaşayış şeklini, gelenek göreneklerini, topluma felsefi açıdan bakmayı ve insanın doğasını anlatan hikayeler vardır. Goriot Baba eseri de şüphesiz toplumun yaşayış şeklini anlatan dönemin insanını en güzel şekilde betimleyen eserlerden ilki ve en kayda değer eserlerinden biridir.

Balzac’ın en önemli özelliklerinden biri hangi düşüncede olursa olsun, dönemi gerçekçi bir bakış açısıyla eserlerine yansıtmasıdır. Bu yüzden de kendisi realist romancı kategorisinde yerini alır. Goriot Baba’da Paris halkının yaşantısına şahitlik ederiz fakat sandığımız romantik aşklar şehri Paris çok farklıdır bu dönemde, tam tersi bir düzene sahiptir. Aşkın yerini para, itibar ve soyluluk alır. Dönemin Paris'inde sınıf ayrımları, alt tabaka ile üst tabaka arasındaki uçurumlar, paranın ve sınıf atlama hırsının tüm bağlılıkların önüne geçmesi, insanların birbirine karşı duyduğu içten pazarlıkçı halleri Goriot Baba eserinde görmekteyiz.



Yayımlanma tarihi 1935 yılı olan Goriot Baba Aristokrasi ve Kral sisteminin yıkıldığı dönemlerde geçmektedir. Aristokrasi kalkmış olsa da burjuva sınıfı döneme damgasını vurur ve hala aristokrasi sınıfına mensup olanlar etkisini ortadan kalkmış değildir. Sınıf atlamanın para ile doğrudan ilişkisini Goriot Baba ve onun iki kızı ile aralarında yaşanan olaylarla çok net bir şekilde görürüz. Kızları Delphine ve Anastasie bir Baron ve kont ile evlenerek burjuva sınıfına adım atarlar. Ancak ikisi de kocaları ile mutsuzdurlar. Babalarından sürekli para alırlar. Goriot Baba kızlarına para yetiştirmek için ucuz bir pansiyonda kalır. Bu pansiyonda kalan diğer insanlarla tanışır, bunlardan biri de kitabın başından sonuna kadar olayların içinde olan karakterimiz yakışıklı, üniversiteli bir genç olan Eugene De Rastignac’tır. Rastignac yakın akrabası Madame De Beauseant sayesinde burjuvazi çevresine adım atar. Büyülü hayat tarzları Rastignac’ın dikkatini çeker oraya ait olabilmek için annesinden ve kız kardeşinden para ister, maddi durumları az olan ailesi zorlayarak istediği parayı ona gönderir.



Balolar güzel hanımefendiler, gösterişli kıyafetler, zengin sofralar mücevherlerle dolu boyunlar… Bu büyülü dünya sadece Rasticnac’ı değil Goriot Baba'nın kızlarını da esaret altına almıştır. Sınıf atlamak için yapılan evlilikler, para uğruna satılan sevgiler, insanların kolayca yaşadıkları yasak aşklar, ahlakın yozlaştığı gösterişli Paris geceleri… Ve oldukça kötü Vautrin.

Bu hayat tarzını benimseyen Fransa halkının tarihine baktığımızda 1763 yılında 7 yıl boyunca maddi ve manevi yenilginin olduğu bir savaş geçirmiştir. Bu savaştan sonra halk büyük acılar çekmiş kıtlık, açlık ve sefalet içinde yaşamak durumunda kalmıştır. Jean Jacques Rousseau ve Voltaire gibi ünlü düşünürler tarafından ortaya atılan “eşitlik ve özgürlük” üstüne söylemler halkın uyanmasına, ayaklanmasına yol açmıştır ve 1789 yılında halk devrimi yani “Fransız İhtilali” gerçekleşmiştir. Daha sonra Napolyon İmparatorluğu getirmiş, 15 seneden fazla bu şekilde yönetmiştir. Bu imparatorluk Aristokrasi ve Devrim ilkeleri ile beslenmiştir. Napolyon'un hakimiyetine son verildikten sonra Krallık ve Aristokrasi geri gelerek “Restorasyon Dönemi” adı ile anılmıştır. 1815-1830 yılları arasında Aristokrasi ve burjuvazi hakimiyet kurmuştur. Goriot Baba 1835 yılında yayınlansa da Restorasyon Dönemi’ni anlatır. Bu dönemde burjuva sınıfı yavaş yavaş aristokrasiyi yener. Bu karmaşaların yaşandığı bu uç noktada aslında insanların ne kadar çirkefleşeceğini görürüz. Bu durumda fakir halk elindeki avucundakini evlatlarına vererek onların okuyarak bir şeyler başarmalarını istemişlerdir. Bu dönemlerde halkın bir çıkış noktası olmakla beraber oldukça zorlu yolları da vardır. Uzun bir dönem halk yine fakirlik ve yoksulluk içinde yaşar.

Goriot Baba’da bu dönem o kadar güzel ifade edilir ki ben de o pansiyonda kalıp herkes ile o masada yemek yiyip dedikodu yapmış gibiyim. Evet dönemini en meşhur yiyeceklerinden biri de dedikoduydu. Özellikle Goriot Baba’yı tanımadan yapılan dedikodular kitabın başında bizlere eşlik ediyor.

Romanlar bana tarihi olayları öğretiyor, gerçekçi bir tarihle yüzleştiriyor. O dönemde yaşamış kadar oldum. Amerika’dan Japonya’ya, Rusya’dan Afganistan’a daha nerelere yolculuk ettim. Her ülkenin acı tarihi gerçekleriyle, yaşadıklarını geçiş dönemlerine şahitlik ettim. Roman okumak sandığınızdan çok daha fazla öğretici. Keyifli okumalar.


SUKHA