DÜŞÜNMEK ÜZERİNE



Eğitim sistemimiz, mevcut olduğumuz kapitalist düzen, yaşam koşullarımız derken düşünmeyi bize unutturan etkenler topluluğu oldukça geniş. Gerçekten en son ne zaman düşündük? Eğitim sistemimiz ezberleme üzerine kurulmuş, 8*6=48 , E=mc², F=m*a, su 100°C de kaynar… Neden? Nasıl? Şeklinde soruları soracak vaktimiz yoktur. Çünkü sınav yaklaşmaktadır ve bunların doğru cevabını ezberleyip 100 puan almak için çetrefilli bir savaş içine girmiştir öğrenciler. Bu eğitim sisteminde mevzu kesinlikle düşünerek öğrenmek değildir. Şirketler bize ürettiklerini en kolay şekilde satmanın yolunu ararlar, bu yüzden oturup ‘Buna ihtiyacım gerçekten var mı?’ sorusunu düşünmemizi istemezler. O yüzden kampanyayı gören sevgili vatandaşlarımızın, zamanını ve emeğini harcayıp kazandığı parayı hiç düşünmeden cebinden çıkartır. Hatta mevcut sistemde para denen şey ortadan kalkmıştır. Elinizde bir banka kartı ile her şeyi sanki emek vermemişiz gibi almaya devam ederiz. Bir ayda gece-gündüz çalıştığımız parayı ihtiyacımız olmayan, indirimde diye aldığımız birçok saçma sapan ürüne harcarız. Bunu düşünürsek şirketler fazla kazanamaz, o yüzden düşünme yetimizin elimizden alınması gerekmektedir. Yani düşünmeden, mutlu ve gayet mesut bir köle olmamız sağlanmıştır. Bu döngünün içine girdiğinizde çıkmak oldukça zordur. Şayet arkadaşınızla oturduğunuzda sizi hor görmemeleri için, bir statü göstergesi olan telefon ve çantanızın markası çok önemlidir.




Düşünme eylemi hayatımızın en çok önem verdiğimiz unsuru haline gelmelidir. Hayatımızın her alanında mantıklı kararlar vermemizi sağlamak için, yapmadan önce uzun uzun düşünmek, düşünmeye zaman ayırmak gereklidir.


Eskiden insanlar düşünmeye oldukça zaman ayırırlardı. Şimdiki gibi televizyon, internet gibi kanallar da yoktu. Düşünme payımız olmadan izlediğimiz kanallar mevcut değildi. Bu yüzden Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi filozoflar görmek mümkündü. Düşünen insan insanlığa her gün yeni bir şey getirir, fayda sağlar. Eğer Edison düşünmeseydi, Gauss sorgulamasaydı, Newton bana ne bu elmadan deseydi, İbni Sina sürekli televizyon izleseydi, Mimar Sinan kahveye gidip arkadaşlarıyla okey oynasaydı ne olurdu? Bir düşünün!


Fransa’da bir oyuncak fabrikası müdürü her Pazar çocukları gözlemlemek için parklara gider ve çocukları seyredermiş. Bu ona oyuncakları için tasarım fikirleri verirmiş. İsviçreli meşhur bir şehir mühendisi senede birkaç kez şehri helikopter ile tepeden görmek için dolaşırmış. İnsanların düşünmek ve yeni fikirler bulmak için yaptıklarına bakın.


Ayrıca düşünme eylemi odaklanmayı gerektirir. Örneğin Birinci Cihan Harbinin kaplanı Fransa baş vekili Clemenceau “Başarımın en büyük sebebi, başımı tararken sadece saçlarımı düşünürüm.” der. Bu konuda da kendimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Odaklanma sorunumuz oldukça ileri safhalara varmıştır. Bir iş yaparken evde eşimizle yaptığımız tartışmayı düşünmek, araba sürerken yılın fizibilitesini düşünmek başarıyı etkileyen unsurlar arasındadır.



Sizler için Nuvit Osmay’ın İnsan Mühendisliği kitabından derlediğim yapıcı düşünme üzerine 4 maddeyi paylaşmak istiyorum.

Birincisi; dogmatik hükümler, ön yargılar ve boş inançlardır.

Bizi düşünmekten alıkoyan peşin hükümlerden kaçınmalıyız. Ben etrafımda, günahtır öyle yapılmaz denilen bazı durumların aslında dinde mevcut olmadığını gördüm, insanların düşünmeden araştırmadan inandığı bir takım dogmalar mevcuttu. Yine kendi hayatımdan bir örnek vermem gerekirse, annem bana gece sakız çiğnemenin ölülerin etlerini çiğnemekle eş değer olduğunu söylerdi. Çocukken acaba gerçekten mi dediğim bu olayı aklım biraz erginleşince düşünmeye başladım ve bu kadar saçma bir yargıyı hayatıma sokan anneme kızdım. Fakat anladım ki ona da böyle öğreten dedeleri hiç düşünmeden bir sonraki nesle bunu aktarmıştı. Yaptığınız her neyse bunun dogmatik olup olmadığını düşünün ve araştırın. Bir başka etkende ÖN YARGI; Ön yargı ile yaklaşmak büyük bir hatadır. Bu genelde ırklar ve dinler arası olabiliyor. Bir Yahudi her zaman kötüdür, bir Müslüman her zaman kötüdür vs yargılar bizleri gelişime kapatan unsurlardır.


İkincisi; propaganda veya reklamlardır ki, bu toplumun düşünme bakımından tembelliğinden ustaca faydalanmaktır.

Daha öncede bahsettiğim gibi şirketlerin oluşturduğu kampanyalar insanların düşünme yetisini kaybetmesine yol açar. Çok kuvvetli bir tesir altında kalan tüketici bir kereliğine bir şeyin ucuz ve kaliteli olduğuna inandığında, bir daha onu düşünmez. Ona alışır ve alışkanlıklar bazen insanın prangalarıdır. Örneğin Coco Cola , insanlara öyle reklamlar yapar ki, bu zararlı içeceği bazı insanlar su ihtiyacını karşılayacağı yanılgısına kapılır. Bununla ilgili bir anım aklıma geldi. Üniversitedeyken Mekatronik Mühendisliği Kulüp başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştim, bir organizasyon yaparak Coco Cola fabrikasının üretim bandını incelemek için ziyarette bulunduk. Tabi bu gezinin karşılığında bizi seminer salonuna alıp Coco Cola ikram ettiler ve faydalarından bahsettiler. 1 lt Coco Cola’nın günlük su ihtiyacını karşılayıp ayrıca şekerimizi dengelediğini ve üstüne üstlük içindeki gaz sayesinde sindirime yardımcı olduğunu söylediler. Buna oradaki öğrencilerin hiç biri inanmamıştır umarım, şayet bu kadar zararlı bir ürünü muhteşem gösteren pazarlamacılar, yüksek derece de insanı yanıltabilir. Bu durum sigarada da mevcuttu. Eskiden doktor mesleği bizim için o kadar önemliydi ki büyük şirketler para vererek çok güzel reklam yaptırabiliyordu. Doktor söylemişse doğrudur deyip düşünmeden inanıyorduk, tıpkı sigaranın nefes açıcı özelliğini söyleyen doktorlara zamanında inanıldığı gibi. Düşünmemenin ne kadar felaket bir durum olduğunu görüyorsunuz, değil mi?


Üçüncüsü; düşünmenin temeli olan mantık zinciri yarıda kesmek ve sıkıya gelir gelmez, “bundan sonrası Allah Kerim” diyerek daha ilerisini düşünmekten kaçınmaktır.

Bu maddeyi açıklarken de kendi yaşadığım bir tecrübeden örnek vermek istiyorum. 2011 senesinde üniversite tercihi yaparken mühendis olmaya karar vermiştim. Annem öğretmen okumamı, babam tıp için hazırlanmamı istemişti. Fakat ben mühendis olmayı kafama koymuştum. Her şey çok güzeldi ve ben mühendis oldum. Ama atladığım bir nokta vardı kendi memleketimde mesleğimi yapmam oldukça zordu. Memleketimden ayrılmak zorunda kaldım ve çok zorlu bir yola baş koyarak İstanbul’a taşındım. Ve tek başıma büyük bir yükün altına girdim. Herhangi bir karar verirken isteklerimiz kadar daha sonrasını da düşünmeliyiz. Tabi bu durum benim için ayrı bir yol hikayesine dönüştü. Çalıştığım şirkette çok güzel bir konumdayım ve Türkiye’de ilkleri üretmekteyiz. Mühendis olma sebebim ülkeme fayda sağlamaktı ve bunun zevkini, zorda olsa başardım. Belki vazgeçseydim, evlenip iki çocuk annesi halimle evde kapı menteşesinin momentini hesaplarken bulabilirdim kendimi. Yine de önemli kararlarda çok iyi analiz etmeli, görünen noktaları ve görünmeyen noktaları değerlendirmeyi bilmeliyiz.


Dördüncü olarak hislerimiz düşünmeye engel olur. Aşıklar mantıksal düşünemezler. His düşünme faaliyetini durdurmuştur. Bundan önceki misal bunu da aydınlatır.

Örneğin şirketlerde müdürler, kan bağı bulunan yakınlarını, altından kalkamayacağı statülerde çalıştırmaları çok büyük kayıptır. Çalışmayı seven, işinin ehli insanları çalıştırmak yerine akrabaları işe sokarsanız, sevginiz mantığınızdan önde giderse pek fazla ilerleyemeyeceğinizi görürsünüz. Burada hisleriniz mantıklı düşünmenizin önüne geçip yanlış kararlar almanızı sağlayacaktır.

Bu dört maddeyi kendi tecrübelerim ile birleştirerek sizlere aktarmaya çalıştım. Eğer çocuklarımıza doğru düşünmeyi aşılarsak daha güzel bir dünyaya sahip olurlar ve insanlar için faydalı buluşlar yaparlar. Körü körüne inandıklarımızı önce değerlendirmeli ve mantık süzgecinden geçirmeliyiz. Hayat her şeyi tecrübe edemeyecek kadar kısa, bu sebep ile başka insanların tecrübelerine önem vermeliyiz. Kitap okumak düşünme gücümüzü geliştirmemizi, başka insanların tecrübelerinden faydalanmamızı, yeni fikirler üretebilmemizi, sağlıklı iletişim kurmamızı ve hayata geniş açı ile bakabilmemizi sağlar.

Yazımın sonuna gelmiş bulunuyorsunuz. Umarım yazım sizin için fayda sağlamıştır. İnsan Mühendisliği adlı kitaptan faydalanarak hazırladığım bu yazının devamı gelecektir. Şayet kitap o kadar dolu ki çok konular, çok yazılar yazılır üstüne… Hele ki okurken kafamda canlanan tecrübelerimle ağır bir kitap haline dönüşür.

Teşekkür ederim. Fikirlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın. Sağlıklı, mutlu ve bilgi ile kalın. Sizi seviyorum, bir sonraki yazımda görüşmek dileği ile…