VEJETARYEN- Han Kang
- 12 saat önce
- 2 dakikada okunur

Han Kang’ın Vejetaryen romanını bitirdiğimde elimde net bir cevap değil, uzun süre zihnimde dolaşan bir sürü soru kaldı. Kitabı benim için ilginç kılan da tam olarak buydu. Yeong-hye’nin bir gün et yemeyi bırakmasıyla başlayan hikâyeyi, zamanla çocuklukta yaşanan şiddetin, bastırılmış duyguların ve insanın kendi bedeniyle kurduğu ilişkinin bir dışavurumu olarak okumaya başladım. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayat yaşayan Yeong-hye’nin zihninde aslında yıllardır biriken şiddet, kan ve korku rüyalar aracılığıyla yüzeye çıkıyor. Babasının çocukken uyguladığı şiddet, evlendikten sonra kocasının bedeni üzerindeki baskısı ve daha sonra eniştesinin onu kendi arzularının nesnesi hâline getirmesi, bedeninin hiçbir zaman gerçekten kendisine ait olmadığını düşündürüyor. Bu yüzden Yeong-hye’nin sonunda insan bedeninden uzaklaşıp bir ağaca, bir bitkiye dönüşmek istemesini yalnızca psikolojik bir çöküş olarak değil, acı veren bütün bu bedensel ve toplumsal kimliklerden kurtulma arzusu olarak da gördüm. İnsan olmak; yemek yemek, arzulamak, sahip olmak, şiddet görmek ve uygulamak, aile olmak, eş olmak, toplumun beklentilerini taşımak demekse, Yeong-hye bütün bunların dışına çıkmanın yolunu insan olmaktan vazgeçmekte arıyor. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri ise Yeong-hye’nin karşısında duran ablası In-hye oldu. İki kardeş aynı aileden, benzer acıların içinden geliyorlar ama hayatta kalma biçimleri tamamen farklı. Yeong-hye’nin zihni geçmişi dışarı kusarken, In-hye sorumlulukların içine gömülerek yaşamaya devam ediyor. Çocuğu, işi, dükkânı, kocası ve kardeşiyle ilgilenmek zorunda olması onu sürekli hayata bağlıyor. Fakat kitabın sonunda bu sorumlulukların bir kısmı ortadan kalkınca, onun da yıllardır kendisinden uzak tuttuğu duygularla yüzleşmeye başladığını görüyoruz. Bu bana insanın bazen hayatın içindeki sorumluluklarla yaralarını iyileştirmek yerine sadece onlarla yaşamayı öğrendiğini düşündürdü. Belki de hepimizin geçmişinde bizi şekillendiren, bugün bile tam olarak anlamlandıramadığımız şeyler vardır. Fakat hayat devam ederken iş, aile, üretmek, sevmek, sorumluluk almak ve bir şeylerle meşgul olmak zihnimizin bütün boşluklarını doldurur. Bazen de insanın hayatındaki bir dönüm noktası, onu başka bir yola sokar. Kitabı okurken kendi hayatımı da düşündüm; geçmişte yaşadığım bazı şeylerin beni başka bir noktaya götürme ihtimali olduğunu fark ettim. Eğer hayatımda bazı dönüm noktaları olmasaydı, belki Yeong-hye’nin savruluşunu anlamaya daha yakın bir yerden bakabilirdim. Fakat bu, Yeong-hye’nin yaşadıklarını bir tercih ya da zayıflık olarak gördüğüm anlamına gelmiyor. Onun yaşadığı şey, kontrol ederek seçtiği bir yol değil; zihninin ve bedeninin artık taşıyamadığı şeylerin dışarı taşması gibi. In-hye ise başka bir yolu temsil ediyor: Hayatın içinde kalmak, sorumluluk almak ve bütün bunlara rağmen devam etmek. Kitabın bana bıraktığı en önemli düşünce belki de şu oldu: İnsan geçmişinden kaçabilir, onu bastırabilir, hayatını başka sorumluluklarla doldurabilir; fakat yaşadığı şeyler tamamen yok olmuyor. Bazen sessizce içeride kalıyor, bazen rüyalarda, bazen bedende, bazen de hiç beklemediğimiz bir anda ortaya çıkıyor. Bu nedenle Vejetaryen benim için yalnızca et yemeyi reddeden bir kadının hikâyesi değil; insanın kendi bedeninden, geçmişinden, ailesinden ve kendisine biçilen kimliklerden kurtulma arzusunun hikâyesi. Kitabın sonunda her şeyi açıklayabildiğimi söyleyemem. Hatta belki de açıklayamamak, kitabın bende bıraktığı en güzel şey. Çünkü bazı kitaplar bize bir sonuç vermek yerine zihnimizde bir soru bırakır. Vejetaryen de benim için tam olarak böyle bir kitap oldu: Bitirdikten sonra kapanan değil, insanın kendi hayatına dönüp bakmasına neden olan bir hikâye.




Yorumlar